Köşe Yazarları
|
ÜÇÜNCÜ ASIRDA YETİŞMİŞ RİCAL ÇALIŞMASI AĞIR BASAN BAZI ŞAHSİYETLER |
| Cüneyt | |
|
6-İBNU MÂCE VE SÜNEN'İ |
| Cüneyt ÇAL | |
|
SAPLA SAMAN YİNE KARIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR |
| Nuran ÇAL | |
|
ANLAYACAKSIN |
| M.YAYLA | |
|
YA POLİSİN HAKKI!! |
| Ünal BENLİALPER | |
| Hz. Ömer (r.a.)'in Askerî Siyaseti |
|
|
|
| Yazar Cüneyt ÇAL on Cumartesi, 06 Ekim 2007 15:21 | |||
|
Hz. Ömer (r.a.)'in Askerî Siyaseti Hz. Ömer (r.a.)’in devlet başkanlığı ve bu devlet başkanlığı sırasında gerek Müslüman, gerekse gayri Müslim olan reayasına uyguladığı adalet, tarihin örnek sahifelerinden birini teşkil etmiştir. Bu küçük yazımızda, onun mümtaz kişiliğinden, İslâm’ı uygulamasındaki tavizsiz siyasetinden ve de bütün hayati boyunca Allah için göstermiş olduğu cesaret ve fedakârlıktan söz etmeyeceğiz. Bu hususlar başlı başına birer kitap olacak niteliktedir Bütün insanların bas düşmanı olan şeytan, sadece taviz vermeyen Müslüman’a yaklaşamaz ve ondan çekinir. Şeytanin, bu tavizsiz Müslümanlardan Hz. Ömer'e karşı olan tutumunu, Resülullah (s.a.s.). söyle anlatıyor: "Gökte Ömer'e saygı duymayan bir melek ve yerde ondan korkmayan bir şeytan yoktur" (1). Hz. Ebu Bekir (r.a.), ölmeden önce, onu yerine Halife, yani Devlet Başkanı olarak seçti. Hz. Ömer (r.a.), İslâm’ın Devlet Başkanı olunca, devletinin, gerek iç, gerekse diş siyasetinde, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ve Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in izini takip etti. Askerî cihadı, yani İslâm’ın savaşla olan tebliğini de, onların bıraktığı yerden devam ettirdi. Bilindiği gibi, Hz. Peygamber (s.a.s.), daha İslâmî tebliğin Mekke dönemindeyken, Müslümanlara su hedefi gösteriyordu: "Lâ ilâhe illallah deyin, Iran ve Bizans’ın sarayları sizin olacak!" (2). Yani, Allah dışındaki güçlere, iktidarlara karşı çıkarak İslâm’ı kabul edin, insanlığı sömürmekte olan Iran ve Bizans devletleri yıkılacaktır! Hz. Peygamber (s.a.s.). İslâmî tebliğin Medine döneminde, bu iki süper devletten Bizans’ın sınırlarını zorlamış, Tebuk seferiyle (3), İslâm Devletinin sınırlarını bugünkü Ürdün topraklarına kadar vardırarak, İslâm kanunlarının oralarda da hükümferma olmasını sağlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in vefatından sonra, onun cihadını Hz. Ebu Bekir (r.a.) sürdürdü ve Irak’ın güneyine kadar olan Bizans topraklarının tamamı fethedildi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) vefat ettiğinde, Halid b. Velid komutasındaki orduları, Fiil ve Sam kalelerini zorluyor, insanları İslâm’a davet ediyorlardı. Ordunun sultalaşmaması için Hz. Ömer (r.a.), İslâm Devlet Başkanı olur olmaz, bazı mülahazalarla, İslâm orduları Başkomutanı olan Halid b. Velid'i değiştirerek, yerine Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı tayin etti. Hz. Ömer'in, Halid b. Velid'i görevden alması, bazı dedikodulara sebep olduysa da, Devlet Başkanı Hz. Ömer, bu kararından vazgeçmedi ve bu kararında gayet hakliydi. Hz. Ömer (r.a.), Halid b. Velid'in üst üste kazandığı zaferlerden dolayı, esas görevi devlete hizmet olan ordunun, şımararak sultalaşmasını istemiyordu. Zira böyle bir durumda, Islamam tatbikatı için varılan devletin, ordunun emrine girme ihtimali belirebilirdi ki bu, İslâm Devletinin bekası noktam nazarından fevkalade tehlikeli bir husustu. Başka bir deyişle Hz. Ömer (r.a.), İslâm kanunlarının harfiyyen ve de tavizsiz uygulanması için mevcut olan devlet otoritesinin kaybolarak, yerine Ordu Başkomutanının, hatta Devlet Başkanının şahsî despotizminin yerelmasını istemiyordu. Yoksa onun Halid b. Velid'i görevden alması, şahsî bir meseleden, ya da Halid'in herhangi bir yolsuzluğundan kaynaklanmıyordu. Nitekim komutanlıktan azlinin sebebini öğrenmek için başkent Medine'ye giden Halid'e, Hz. Ömer (r.a.), "Ya Halid, sen benim yanımda çok değerlisin ve seni çok severim'‘ dedikten sonra, Devletin bütün valilerine su tamimi gönderdi: "Ben, Halid'i bir öfkesinden, ya da ihanetinden dolayı azletmedim. Fakat insanlar onu o kadar büyüttüler ki, Allah’ı bırakıp ona tevekkül edeceklerinden korktum. Ben onlara, bütün bu başarıların Allah'tan geldiğini bilmelerini istediğim için böyle hareket ettim" (4). Devlet başkanı Hz. Ömer'in bu hassasiyetini gören Halid b. Velid, Medine'de kalabilme imkânının olmasına rağmen, ordusuna dönerek, Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın maiyetinde cihada devam etti. "Dünya seni de helâk etmesin" Hz. Ömer (r.a.), ordu komutanlarının azlinde gösterdiği titizliği, onların tayininde de gösteriyordu. Nitekim Halid'in yerine tayin ettiği yeni komutan Ebu Ubeyde b. Cerrah'a da söyle yazıyordu: "Ben sana, tek kalıcı şey olan Allah’ın takvasını tavsiye ediyorum ki, ondan başka hiçbir şeyin değeri yoktur. O Allah ki, bizi dalâletten hidayete, karanlıklardan aydınlığa çıkardı. Seni Halid b. Velid'in ordusuna komutan tayin ettim. Onların hakki ne ise, ona göre davran! "Ganimet alacağım" düşüncesiyle, Müslümanlın helâke götürme! Araziyi iyice keşfetmeden onları oraya sevk etme! Muhafızsız birlikler gönderme! Müslümanları felâketlere götürmemen için seni uyarıyorum. Allah seni benimle, beni de seninle imtihan edecek. Gözünü ve kalbini dünyadan çevir, dünyaya dalma! Dikkat et ki bu dünya, senden evvelkileri olduğu gibi, seni de helâk etmesin..." (5). Hz. Ömer (r.a.)’n, normal vatandaşa olduğu kadar, komutan ve askerlerine karşı da bu kadar hassas olmasının tek sebebi, onların hak hukukları hakkında Allah'a vereceği hesabın kendisine yüklemiş olduğu ağır mesuliyetti. Nitekim o, sürekli olarak kendi kendisini muhasebe etmekle meşguldü. Günümüz sosyolog, psikolog ve felsefecilerinin efkârı umumiyyeye empoze etmeye çalışıp, bir türlü ne kendi nefîslerinde, ne de toplumun hiçbir kesiminde uygulayamadıkları meşhur otokritik müessesesi, Müslümanlar tarafından bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Bunun başka yolu da yoktur. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.). söyle buyuruyor: "Hikmetin başı, Allah korkusudur" Başka deyişle, insanlığın ölçüsü, Allah'a ve O'nun kanunlarına olan bağlılıktadır. Hz. Ömer (r.a.), özel olarak görevlendirdiği postacılar vasıtasıyla, günü gününe ordusundan haber alıyor, âdeta onların yanında savaşıyormuş gibi, ordusunu sevk ve idare ediyordu. Nitekim komutanlarına göndermiş olduğu emirlerde, her gün dürümlenin bildirir mektuplar yazmalarını, bu mektupları postayla Medine'ye göndererek, Devlet merkezini olup bitenden haberdar etmelerini istemiştir (6). "Hz. Peygamber'in dayısı olman seni yanıltmasın!' İslâm orduları, Suriye fethinde Bizans ordularıyla çarpışmaya devam ederken; Hz. Ömer (r.a.), İran cephesindeki cihadı da hızlandırdı. Hz. Ömer (r.a.), İran’ın fethi için, İslâm uğruna ilk defa kan döken (7) ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’n cennetle müjdelediği on kişiden biri olan Sa'd b. Ebi Vakkas’ı görevlendirdi. Cephesi Başkomutanlığına tayin edilen Sa'd b. Ebi Vakkas’a da, Devlet Başkanı Hz. Ömer söyle tavsiye ediyordu: ‘‘Ey Sa’d, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dayısı ve onun sahabisi olman seni yanıltıp Allah'tan uzaklaştırmasın! Allah, kötülüğü kötülükle değil, iyilikle yok eder. Allah ve insanlar arasında, O’na itaatte başka hiç kimse yoktur. Allah katında bütün insanlar eşittir. Allah onların Rabbi, onlar da O'nun kullarıdırlar. Onlara verilen hayat için, O'nu zikrederek, O'nun kanunlarına tabi olarak, O'na hamdederler. Resülullah (s.a.s.)’den gördüğün gibi hareket et!" (8). Hz. Ömer (r.a.), bu tavsiyesiyle, gayelerinin insanlara kötülük yapıp onları öldürmek olmadığını, bilakis, Allah davasını insanlara tebliğ ederek, onları Allah’ın kanunları altında birleştirmek olduğunu vurgulamak istiyordu. Hz. Ömer (r.a.)’dan son emirleri aldıktan sonra, Sa'd b. Ebi Vakkas Iran üzerine yürüdü. Sa'd'ın komutasında birleşen İslâm orduları, kazandıkları Kadisiyye savaşından sonra İran’ı tamamen fethedecekler ve Hz. Ömer (r.a.) vefât etmeden önce İran Müslüman olacaktır. Hz. Ömer (r.a.), Kadisiyye öncesi, komutanı Sa'd'a gönderdiği mektupta, sadece ona dinî vaazlarda bulunmuyor, en ince teferruatına kadar askerî talimatlarını bildiriyordu. Mektubunun bir bölümünde söyle diyordu Hz. Ömer:"Durumunuzu aralıksız olarak ve bütün tafsilatıyla bana yaz. Nasıl hareket ettiğinizi; sizin düşmana, düşmanın da size olan nisbet ve harekât tarzını öyle yaz ki, mektuplarından âdeta sevesi izleyeyim.' (9). Bu talimatlardan sonra, İslâm askerinin parolasını bile veriyordu. Hz. Ömer; "Savaş başlayıp, bitene kadar herkes ‘Lâ ve lâ kuvvete illâ billâh' diyecek!.." Müslüman askerinin kolu kılıç sallayarak, dili de Allah’ı zikrederek Rablerine kulluk edecekler. Başka deyişle, biri diğersiz olmaz. Kadisiyye savaşı arifesinde, Iran ordu komutanıyla görüşen ve her savaş öncesi olduğu gibi düşmanı İslâm’a davet eden Müslüman elçi, Müslümanların gayesini İranlılara söyle anlatıyordu: "Bizim arzumuz dünya değil. Bizim arzu ve isteğimiz Ahirettir. Allah bize bir Peygamber göndererek ona söyle dedi: Ben su taifeyi, benim kanunlarımla amel etmeyenlere musallat ettim. Bunlar vasıtasıyla, benim kanunlarıma karşı gelenlerden intikam alacağım. Bu taife (yani Müslümanlar), benim kanunlarıma bağlı oldukları sürece onları galib kılarım. Bu hak dindir. Ondan yüz çeviren hiç kimse yoktur ki zillete, ona bağlanan hiç kimse yoktur ki izzete kavuşmasın." "Bu dinin esasi, Allah’ın birliğine ve Muhammed (s.a.s.)’in Onun Peygamberi olduğuna inanıp şehâdet etmek ve Allah katından gelen her şeyi noksansız ikrar etmektir." "Dinimizin gayesi, insanları, insanları kulluktan kurtarıp, onları Allah'a kul etmektir" (10). Değerlendirme 1. Hz. Ömer (r.a.)’in da sıratıyla göstermiş olduğu gibi, İslâm inancına göre esas olan, ne devlettir, ne ordu ve ne de Ordu komutanları; değişmez esas olan, İslâm’ın tavizsiz ve noksansız tatbikatıdır. Onun için Hz. Ömer, çok sevdiği ve gerçekten hayatini İslâm’a adamış olan Halid b. Velid’i, yukarıda belirttiğimiz gibi, İslâm yararına görevinden alıyor. Kısacası, Hz. Ömer, kim olursa olsun, insanların putlaşmasını istemiyor. 2. Hz. Ömer, komutanlarını, kendi şahsî kaprisleri değil, İslâm’ın emirleri dâhilinde hareket etmeleri hususunda uyarıyor. Yani İslâm’a göre, "her şeyi ben bilirim, herkes benim emrimde olacak, emir komutayı ben veririm, kimse bana karışamaz" gibi keyfî davranışlar yasaktır. İslâm neyi gerektiriyorsa o yapılır. 3. Hz. Ömer (r.a.) en küçük rütbeli askerine kadar her tebaasını düşünüyor, onlara en ufak bir hakaretin, haksizliğin yapılmasına müsaade etmiyor. İslâm’a aykırı davranışlarda bulunan olursa, isterse bu kişi vali, ya da komutan olsun kamçısıyla düzeltir ve de düzeltmiştir. 4. Ganimet almak için cihad yoktur. Cihad, Allah ahkâmını bildirmek içindir. İnsanları, insanlara kul olmaktan kurtarıp, onları Allah'a kul yapma mücadelesidir cihad!... 5. Kılıcın yanında değil de, Allah’ı devamlı zikrederek kulluğunu ifâ edecek. Yani İslâmî kulluk ki, biz buna ibadet diyoruz, bir bütündür. Namazı, oruçtan; cihadı, Hac'dan; Allah’ın hakkını, kul hakkından ayrı düşünmek, kulluğu dinamitlemek demektir. Dipnotlar: (1) Suyûtî, Tarihu'l Hulefa, el-Kahira 1964. s. 119. (2) Bkz. Ihsan Süreyya Sirma İslamî tebliğin Mekke Dönemi ve İşkencesi, 6. Baskı, s. 120. (3) Bkz. A.g.e. s. 211 vd. (4) Ibnu’l Esîr, el-Kâmilu fi't Târih, Beyrut 1965, S. 535. (5) Ibn Kesîr, el-Bidaye ve'n Nihaya, Beyrut 1966, S. 19. (6) Bkz. Taberî, Târihul Umemi ve'l Mutûk, Beyrut, 1962, S. 435. (7) Bkz. Ibn Hisam, es-Sîretu'n Nebeviyya, el-Kahire, 1955, S. 263. (8) Vakidi, Fütûhu's Sam, Mısır, tarihsiz, I. 68. (9) Ibn Kesîr, A.g.e. VII. 37. (10) Ayni eser, VII. 39. Kaynak: Prof. Ihsan Süreyya Sirma, Tarih şuuru, Seha yayınları, S. 191–196
|
Yorumlarınız...
- BİR ÇİFT GONCAGÜL
içten ve duygu yoğunluğu ile yazılmış bir mektup,U...
24.02.12 00:47 - BİR ÇİFT GONCAGÜL
Allah mutluluğunuzu daim etsin Nuran hanım
13.02.12 21:12 - Karlar Kraliçesi
gönlüne sağlık, gençlik şiiri belli
10.12.11 20:27 - ATATÜRK’Ü ANLAMAK
tebrik ediyorum. iyi tesbitlerde bulunmuşsunuz. At...
12.11.11 09:59 - BİR GÜN GÜNEŞ BİZİM İÇİN YENİD...
Ne güzel özetlemiş yazar kardeşimiz,"kerameti kend...
28.09.11 11:13
Günün Ayeti
Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.














