Köşe Yazarları
|
ÜÇÜNCÜ ASIRDA YETİŞMİŞ RİCAL ÇALIŞMASI AĞIR BASAN BAZI ŞAHSİYETLER |
| Cüneyt | |
|
6-İBNU MÂCE VE SÜNEN'İ |
| Cüneyt ÇAL | |
|
SAPLA SAMAN YİNE KARIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR |
| Nuran ÇAL | |
|
ANLAYACAKSIN |
| M.YAYLA | |
|
YA POLİSİN HAKKI!! |
| Ünal BENLİALPER | |
| HZ. OSMAN VE VERGİ |
|
|
|
| Yazar Cüneyt ÇAL on Pazartesi, 15 Ekim 2007 15:52 | |||
|
HZ. OSMAN VE VERGİ Hz. Osman’ın hilafetinin bütün yönlerim incelemek ayrı bir araştırma konusudur. Yalnız şunu belirtmeliyim ki, O'nun hükümeti «Pederşahi» idi. Yani o bir baba gibiydi. Çok mertti ve birçok vergiyi ilga etti ve hakki olduğu halde, hilafet maaşı olarak bir tek kuruş dahi almadı. Bu husustaki bütün teferruatı vermek istemiyorum. Bunlardan, sadece bir tanesini belirtmek istiyorum. Bu da zekât meselesidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ilk halifeler Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanında zekât, devlet memurları tarafından toplanıyor ve bu zekâtı hükümet dağıtıyordu. Zekât deyince bugün başka bir şey anlaşılıyor ki, Hz, Peygamber (s.a.v.) zamanında bu daha farklı anlaşılıyordu. Zekâttan bugün anlaşılan şey şudur: Mesela, benim iki yüz liram varsa ve bu para üzerinden bir yıl geçmişse benim bunun %2,5’unu fakirlere vermem gerekir. Bugünkü Müslümanlar, zekâtlarını, araya hükümet memurları girmeksizin direkt olarak fakirlere verirler. Hz. Peygamber'(s.a.v.) zamanında ve ilk iki halife zamanında sadece buna değil, diğer bütün vergilere zekât deniyordu. Tüccarlar vergi veriyordu ve buna «Ticaret zekâtı» deniyordu. Ziraatçılar da vergi veriyordu ve buna «Toprak zekatı (Zekatu'l-Ard) deniyordu. Madenler isletiliyor; bunların vergisine de «Maden zekâtı» (Zekatu'l-Meadin) deniyordu. Koyun, deve gibi sürüler vardı ki, bunlardan da vergi alınıyordu ve buna «Hayvan zekâtı» (Zekatu'l-Mevasi) deniyordu. Ayni şekilde, kervanların getirdiği mallar üzerinde de haklar vardı ki, bütün bunlara zekât deniyordu. Hülasa olarak, Kur'an-i Kerîm'de geçen, «Zekat», «Sadaka», «infak fisebilillah» vs. gibi vergiler, İslam Devletinin Müslümanlara taalluk eden vergileri idi. Gayr-i Müslimlerden alınan vergiler, bundan ayrıydı. Bunlara zekât denilmiyordu. Bizim bugün zekât dediğimiz şey, o zaman da zekâttı. Fakat bu, zekat çeşitlerinden sadece biri idi. Biraz önce dediğim gibi, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ilk iki halife Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer zamanında, bütün bu zekât çeşitlerini, bugün bizim zekât dediğimiz ve zekât demediğimiz bütün vergileri, bu memurlar topluyordu ve hepsine de zekât deniyordu. Hz. Osman zamanında, İslam toprakları, yıldırım hızıyla ve şaşırtıcı bir süratte genişledi. Hicrî 2. Senede, Hz. Osman’ın bir ordusu Avrupa'da, İspanya’ya girerken, diğer taraftan başka bir ordusu Çin'e girdi. Her iki uç arasında Çin'den İspanya’ya kadar üç kıtaya yayılmış olan topraklar, İslam devletini oluşturuyordu. Bazen, ispanya fethinin, Emeviler zamanında Tarik b. Ziyad'le başladığını söylüyoruz. (Bu doğru değil, İspanya’nın bir kısmı, daha Hz. Osman zamanında fethedilmiştir. Bu husustaki kaynağımız Taberi; bu ordunun Tarik b. Ziyad zamanına kadar İspanya’da kaldığını yazıyor. Yani bu ordu İspanya’ya girdikten sonra geri çıkmamış, bilakis orayı fethetmişler ve oraya yerleşmişlerdir. Netice olarak söyleyeyim ki, benim gayem bu fetihleri değil, fakat bu fetihlerin zekât için olan ehemmiyetinden bahsetmektir. Üç kıtaya yayılmış olan bu büyük devlette, Müslümanların sayısı ne kadardı, bunu bilmek lazımdır. Çünkü zekât, Müslümanlara taalluk eden bir vergidir. Üç kıtaya yayılmış olan İslam devletinde, milyonlarca gayr-i Müslim vardı. Fakat bunların zekât ile alakaları yoktu. Bu gayr-i Müslimlerden de vergi alınıyordu. Fakat bu vergilere zekât değil, haraç, vs. gibi başka isimler veriliyordu. Hz. Osman -diyelim ki, maliye bakanının tavsiyesi üzerine- bugün bizim anlattığımız manadaki zekâtla, diğer zekâtları birbirinden ayırmak istiyor. Niçin? Hz. Osman diyor ki: «Evin dışında olan şeylerin zekatını toplamak kolaydır. Koyun, deve, maden vs. gibi mallar, kolayca tesbit edilir ve zekâtı alınır ve bu kolaydır. Fakat zekât memurlarının, her müslümanın evinde ne kadar para olduğunu bilme imkânı yoktur. Bunun için, bu zekat çeşitlerini birbirinden ayırmak lazımdır». Bunun üzerine Hz. Osman, Müslümanların bizim bugün anladığımız zekâtı (yani evde olup, üzerinden bir sene geçen, parayı), bundan böyle hükümet'e direkt olarak vermeye mecbur olmadıklarını ve bunu bizzat kendileri, fakirlere dağıtabileceklerine dair bir emir veriyor. İste bu tarihten itibaren, bu şekilde verilen zekâta zekât denmiş ve diğerlerine zekât değil, vergi, gümrük, vs. denmiştir. Hz. Osman’ın niçin bu şekilde karar verdiğine dair bir iki söz söyleyeyim: Görünüşte bu karar Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz.Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)'in tatbikatlarına aykırı idi. Şu halde Hz. Osman (r.a.) niçin bunu değiştirdi? Ben bunun devletin menfaati gereği yapıldığı kanaatindeyim. Çünkü İslam devleti, İspanya’dan, Çin'e kadar uzanıyordu. Ve buna karşı, Müslümanların sayısı çok azdı. Bu hususta nüfus sayımı yapılmamıştır. Fakat bazan 100 km2 de bir tek Müslüman’dan fazla kişi bulunmuyordu. Bunun üzerine tasavvur buyurun ki, İspanya’dan Çin'e kadar her 100 km2 ye bir tahsildar gidip, bir Müslüman bulacak, üstelik bazen bulduğu bu Müslümanla zekât veremeyecektir. Çünkü evinde nisabı dolduracak kadar parası olmayabilirdi. Bu müslümanın evi veya başka bir şeyi olabilir, fakat zekât verecek kadar parası olmayabilir. Netice olarak karşımıza şu durum çıkabilir. Zekât memurlarına verilecek olan para, toplanacak olan zekâttan daha fazla olabilir. İste böyle bir şeyi, bir maliye bakanı kabul etmez. Bunun için, Müslümanların, bizzat kendilerinin bu zekâtı vermeleri serbest bırakılıyor. Müslümanlar zekâtın bir farz olduğunu, Allah’ın emri olduğunu bildikleri için, herhangi bir murakabeye ihtiyaç duyulmaksızın, onların şuuru, onlara bu farzı yerine getirmelerini emrediyor. Mesela; namaz, oruç gibi ibadetlerde, hükümet beni zorlamıyor, fakat benim şuurum bana emrettiği için bu ibadetleri yapıyorum. Ayni şekilde zekâtı da murakabesiz verebilirim, çünkü şuurum emrediyor. Kaynak: Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, İslam Müessesleri, Türkçesi: Prof. Dr. Ihsan Süreyya SIRMA
|
Yorumlarınız...
- BİR ÇİFT GONCAGÜL
içten ve duygu yoğunluğu ile yazılmış bir mektup,U...
24.02.12 00:47 - BİR ÇİFT GONCAGÜL
Allah mutluluğunuzu daim etsin Nuran hanım
13.02.12 21:12 - Karlar Kraliçesi
gönlüne sağlık, gençlik şiiri belli
10.12.11 20:27 - ATATÜRK’Ü ANLAMAK
tebrik ediyorum. iyi tesbitlerde bulunmuşsunuz. At...
12.11.11 09:59 - BİR GÜN GÜNEŞ BİZİM İÇİN YENİD...
Ne güzel özetlemiş yazar kardeşimiz,"kerameti kend...
28.09.11 11:13
Günün Ayeti
Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?














