Köşe Yazarları
|
ÜÇÜNCÜ ASIRDA YETİŞMİŞ RİCAL ÇALIŞMASI AĞIR BASAN BAZI ŞAHSİYETLER |
| Cüneyt | |
|
6-İBNU MÂCE VE SÜNEN'İ |
| Cüneyt ÇAL | |
|
SAPLA SAMAN YİNE KARIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR |
| Nuran ÇAL | |
|
ANLAYACAKSIN |
| M.YAYLA | |
|
YA POLİSİN HAKKI!! |
| Ünal BENLİALPER | |
| HZ. HASAN’IN HİLAFETİ - MUAVİYE’YE DEVRİNİN ARKA PLANI |
|
|
|
| Yazar Cüneyt ÇAL on Cuma, 26 Ekim 2007 01:23 | |||
|
HZ. HASAN’IN HİLAFETİ - MUAVİYE’YE DEVRİNİN ARKA PLANI Hz. Hasan dönemi, İslam tarih yazıcılığı açısından problemli bir dönemdir. Söz konusu zaman dilimi ile ilgili yeterli araştırma yapılmamıştır. Mevcut çalışmalarda da çoğu zaman mezhepsel kaygılar ön plana çıkmıştır. Bu durum dönemin aydınlatılması bir yana, sorunun daha da giriftleşip içinden çıkılmayacak bir hal almasında etkili olmuştur. Özellikle Şia ve Ehl-i Sünnet, söz konusu devreyi, bir birinden oldukça farklı şekillerde inşa etmişlerdir. Bu iki düşünce ekolünün, Hz. Hasan ile ilgili tarihi verileri kendi görüşleri doğrultusunda kurguladıkları ve buna uygun bir tarih inşasına çalıştıkları görülmektedir. Şia, Tanrı tarafından belirlenen ikinci imam olarak kabul ettiği Hz. Hasan ile ilgili kutsal bir hâle oluşturarak, kurgulamasını bu eksen üzerinden yaparken, Ehl-i sünnet ise bir taraftan Hz. Peygamberin torunu Hasan imajını zedelemeden ve onu rencide etmeden Şia’ya karşı durmaya çalışmak, diğer taraftan ise Muaviye’ye yapılan aşırı eleştirilerin, en azından bir kısmını, göğüslemek gibi bir paradoksla karşı karşıya kalmıştır. Ehl-i Sünnet, Muaviye’nin gerek Hz. Ali gerekse Hz. Hasan karşısındaki tutumunu temelde yanlış ve haksız bulmasına rağmen fazla eleştirmeme eğilimindedir. Her iki grup da Hz. Hasan’ın hilafeti Muaviye’ye teslim etmesini doğru bulmama noktasında ortak bir paydada buluşuyorlarsa da, fiilen aksi gerçekleşmiş olan imametin, Muaviye’ye devri hadisesini meşru kılacak tarzda, te’vil etme yolunu tercih etmişlerdir. Ehl-i Sünnet bu noktada “Benim bu oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah bununla iki Müslüman kitlenin arasını bulacaktır. ” hadisine dayanarak, Hasan’ın Muaviye ile barışmasını meşru bir zemine oturtma çabasına girişirken, Şia ise Hz. Hasan’ı haklı göstermek için hadiseye ilahi bir yön veya veche verme gayretindedir. Hz. Hasan’ın hilafeti Muaviye’ye devretmesi ile alakalı muazzam bir hadis külliyatı uydurulmuştur. Bu durum söz konusu ideolojik kurguyu göstermesi açısından önem arz etmektedir. Biz, çoğunluğu Şia tarafından uydurulmuş olan bu hadislerden sadece bir kaçını zikretmekle yetineceğiz: Muaviye’yi Hz. Peygamberin minberinde görmeye tahammül edemeyen Şiîler, bir taraftan Peygamberin Muaviye’yi lanetlediğini ve “Onu minberimin üzerinde görürseniz, öldürünüz” dediğini aktarırlarken diğer taraftan, “Resülullah rüyasında Ümeyye oğullarının birbiri ardınca minbere çıktıklarını gördü. Bu rüya onu üzdü kendisini teselli etmek için yüce Allah Kevser suresini nazil buyurdu” iddiasında bulunmaktadırlar. Bir birinden iki ayrı duruşu ifade eden bu haberlerden ilki, daha erken döneme ait iken, ikinci haber ise Emevî hanedanına mensup halifelerin peş peşe iktidara geldikleri bir döneme aittir. Nitekim rivayetteki teslimiyet havası Emevîlerin güçlü olduğu dönemlerde uydurulmuş olduğunu göstermektedir. Ibnu’l-Esîr, hilafeti Muaviye’ye teslim ettiğinden dolayı eleştirilen Hz. Hasan’ın kendisini savunmak için bu haberi kullandığını söylemektedir. Bu durum, daha sonraki dönemlerde Peygamber’in torununu temize çıkarmak amacıyla bu uydurma rivayetten Ehl-i Sünnet’in de yararlanmak istediğini ortaya koymaktadır. Şiîlerin kendi aralarındaki tartışmaların da zaman zaman uydurulan hadislere katıldığını görmekteyiz. Nitekim Peygamber’e söylettirilen “Hasan ve Hüseyin huruc etmeseler de etseler de imamdırlar” haberi aslında Şia’nın kendi içerisindeki tartışmalar ile alakalıdır. Hz. Hasan ile Hüseyin’in Emevîler karşısındaki farklı tutumları, Hz. Hasan’ın imametini tartışmalı hale getirince, böyle bir hadis uydurularak imameti kurtarılmıştır!. Yine ayni düşünce ekolü tarafından uydurulan “İlim anlamındaki arş, öncekilerin dördü, sonrakilerin de dördü tarafından taşınır. Önceki dört selam üzerlerine olsun Nuh, İbrahim, Musa ve İsa’dır. Sonrakiler de Allah’ın salatı üzerlerine olsun Muhammed, Ali, Hasan ve Hüseyin’dir”. Haberi ashabın en âliminin kim olduğu ve imametin ümmetin en âlimine ait olduğu tartışmalara, yani hicri ikinci asra ait çekişmelerle yakından ilişkilidir. Bilindiği gibi Şia ümmetin en âlimi olarak Hz. Ali’yi kabul etmekte ve İmametin Hz. Ebûbekir’in değil onun hakkı olduğunu iddia etmekteydi. Nebi (as) Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin’e şöyle demiştir: “Sizinle savaşan kimsenin düşmanı, sizinle barış halinde olanın dostuyum”. Hadisi ise yine Şiîler tarafından uydurulmuş bir haber olup Cemel, Sıffin ve Kerbelâ’da Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin ile savaşmış olan Emevîleri toptan cehenneme gönderme amacına matuf olarak uydurulmuştur. Adli eserde bulunan aşağıdaki hadise ise Şiîler tarafından bu konuda uydurulan hadislerde artık mantığın bile yok olduğunu göstermesi açısından son derece çarpıcıdır.“Hüseyin (as) Aişe’nin [Hz. Hasan’ın dedesinin yanına defnedilmesine müsaade etmemesi] üzerine kendisine gitti ve onun talakını verdi. Çünkü Resülullah, kendi eşlerini boşama yetkisini kendisinden sonra Emiru’l-mü’mîn’e [Hz. Ali] vermişti. O da kendisinden sonra Hasan (as)’a vermişti. Hasan da Hüseyin (as)’e vermişti. Resülullah [bu yetkiyi verirken de] şöyle buyurmuştu: Eşlerimin içinde Kıyamet günü beni görmeyecek olanlar, vasilerim tarafından talakları verilmiş olanlardır”. “Benim bu oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah bununla iki Müslüman kitlenin arasını bulacaktır.” Siyasî hadiseler ile hadis ilişkisi konusunda bir çalışması bulunan Mehmet Hatipoğlu bu hadisin mevzu olduğunu söyledikten sonra söyle demektedir: Ehl-i Beyte aşırı derecede bağlı olan kimseler, onun maddi menfaat karşılığı mukaddes davadan yüz çevirmiş olmasını hazmedememişler, hatta onu, “mü’minlerin yüz karası” olarak ilan etmeye karar vermişlerdir. Hasan’ın hareketini mazur görmeye çalışan çevreler ise, onun müdafaasını Hz. Peygambere yaptırmaktan başka çıkar yol bulamayacaklardır. Hz. Peygamber, iki büyük ordunun birbirini kırmasına mani olup sulhu ikame eden bu torununun tutumunu yerinde bulacak, hatta övecektir. Yezîd b. Humeyr b. Abdurrahman b. Cubeyr’in ağzıyla Hasan’a söylettirilen “Arapların çoğunluğu bana itaat etmekteydiler. İstediğim ile savaşıyor, istediğim ile barış imzalıyorlardı. Ama ben bütün bunlara rağmen hilafeti Allah rızası ve ümmetin kanının dökülmemesi için terk ettim” ifadesi de yukarıdaki hadisi tamamlaması için inşa edilmiş gibidir. Yukarıda sadece bir kaçını aktarmış olduğumuz haberlerden de anlaşıldığı gibi, Hz. Hasan dönemi sonraki kuşaklar tarafından bir çok kez restorasyona tabi tutulmuş ve “tarih kurgulayıcıları” tarafından birden fazla kurgulanmıştır. İste “tarihin geriye dönük olarak okunması”nın en güzel örneği olan, bu kurgu tarih içerisinden doğruyu bulup çıkarmak İslam tarih yazıcısının önündeki en büyük problemlerden biri olarak durmaktadır. Biz bu çalışmamızda yukarıda saydığımız iki farklı ideolojik duruştan herhangi birinin tuzağına düşmeden Hz. Hasan’ın hilafeti Muaviye’ye devretmesinin nedenlerini tartışmak istiyoruz. Elde ettiğimiz malzemenin hem lehte hem de aleyhte olanlarını dikkate alarak bir sonuca varmaya çalışacağız. M. Mahfuz SÖYLEMEZ* Kaynak: İslami araştırmalar dergisi, 3–4, 2001
|
Yorumlarınız...
- BİR ÇİFT GONCAGÜL
içten ve duygu yoğunluğu ile yazılmış bir mektup,U...
24.02.12 00:47 - BİR ÇİFT GONCAGÜL
Allah mutluluğunuzu daim etsin Nuran hanım
13.02.12 21:12 - Karlar Kraliçesi
gönlüne sağlık, gençlik şiiri belli
10.12.11 20:27 - ATATÜRK’Ü ANLAMAK
tebrik ediyorum. iyi tesbitlerde bulunmuşsunuz. At...
12.11.11 09:59 - BİR GÜN GÜNEŞ BİZİM İÇİN YENİD...
Ne güzel özetlemiş yazar kardeşimiz,"kerameti kend...
28.09.11 11:13
Günün Ayeti
Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, “Onlar cehennemliklerdir” sözü gerçekleşmiş oldu.














