Köşe Yazarları
|
ÜÇÜNCÜ ASIRDA YETİŞMİŞ RİCAL ÇALIŞMASI AĞIR BASAN BAZI ŞAHSİYETLER |
| Cüneyt | |
|
6-İBNU MÂCE VE SÜNEN'İ |
| Cüneyt ÇAL | |
|
SAPLA SAMAN YİNE KARIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR |
| Nuran ÇAL | |
|
ANLAYACAKSIN |
| M.YAYLA | |
|
YA POLİSİN HAKKI!! |
| Ünal BENLİALPER | |
| Hz. Hasan’ın Hilafete Getirilişi |
|
|
|
| Yazar Cüneyt ÇAL on Cumartesi, 27 Ekim 2007 16:54 | |||
|
Hz. Hasan’ın Hilafete Getirilisi Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın ilk çocuğu olan Hz. Hasan, Medine’de 625 tarihinde doğdu. Taberistan’ın ve Kuzey Afrika’nın fethinde bulundu. Hz. Osman’ın asiler tarafından kuşatıldığı dönemde, kardeşi Hüseyin ile beraber, onu korumak amacıyla kapısında nöbet beklemesi dışında, babasının hilafetine kadar hiçbir siyasî hadisede yer almadı. Hz. Ali döneminde ise Hz. Aişe’nin ordusuna karşı savaşmak üzere, asker toplamak amacıyla, Kûfe’ye, ünlü sahabi Ammâr b. Yâsir ile beraber gönderildi. babasının hilafeti döneminde cereyan eden savaşların tamamına iştirak etti. Hz. Ali’nin vefatından sonra hilafete getirilen Hz. Hasan’ın seçiliş biçimi ile Hz. Ebubekir’in göreve getirilişi arasında bir benzerlik bulunmaktadır. Bir farkla ki Hz. Ebubekir’in hilafete gelişinde Ensarın, Sa’d b. Ubâde’yi halife seçmek amacıyla, daha önce bir takım hazırlıklar yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durum sahabenin tamamen hazırlıksız olmadığını, en azından bir kısmının Hz. Peygamberin hastalığı esnasında, onun vefat edeceği gerçekliğine kendisini hazırladığını ortaya koymaktadır. Hz. Hasan’a gelince; Kûfelilerin Hz. Ali’den sonra kimin halife olacağı hususunda hiçbir hazırlık yapmadıkları anlaşılmaktadır. Çünkü Hz. Ali’nin şehit edilmesi ani bir gelişmedir. Kûfeliler bu duruma tamamen hazırlıksız yakalanmışlardır. Ancak Hz. Ali’nin yaralanması ile beraber kimin halife olacağının tartışılmaya başlandığını görmekteyiz. Tartışma Hz. Ali’ye kadar getirilmiş, kendisinden sonra halifelik yapacak bir şahsi tayin etmesi istenmiştir. Hz. Hasan dışında, kaynaklarımız tarafından zikredilmemiş olmasına rağmen, başka adaylar da bulunmuş olmalıdır. Babasının vefatından iki gün sonra kendisine biat edilmiş olması bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Ancak Hz. Hasan, bu adaylar arasından sıyrılıp ön plana çıkmıştır. Onun ön plana çıkmasının bir takım nedenleri olmalıdır. Kendisini hilafete taşımada önceki başarılarının rolünün olmadığını biliyoruz. Zira daha önce hilafete gelebilecek kadar büyük bir başarı elde edemediği gibi katıldığı savaşlarda da kayda değer bir varlık gösterememiştir. Nitekim hilafeti onun hakki olarak görenler de kendisine böyle bir başarı atfetmemektedirler. Dolayısıyla Hz. Hasan’ı hilafete taşıyan nedenleri başka yerde aramak gerekmektedir. Şia, Hz. Hasan’ı hilafete taşıyan nedenin ilahî olduğu kanısındadır. Onlara göre Hz. Hasan, babasından sonraki imam olarak Tanrı tarafından belirlenmiştir. Dolayısıyla Hz. Ali, Tanrının bu emrine dayanarak, oğlunu kendisinden sonraki imam olarak açıklamış ve halkın ona biat etmesini emretmiştir. Bu hadiseden sonra da Kûfeliler, Hz. Hasan’a biat etmişlerdir. Şiî müellif Kuleynî, bu olayı anlatırken, söyle demektedir: “Ali (as) hasta olduğu zaman onun yerine namazı oğlu Hasan kıldırdı. İmam Ali kitabini ve silahını ona vererek onu kendi yerine imam tayin etti ve söyle dedi: “Yavrum! Allah Resulü benden sonra seni vasi tayin etmem ve kitabim ile silahımı sana vermemi emretti. Peygamber beni kendisine vasi tayin edip kitabini ve silahını verdiği gibi, benim de seni vasi tayin etmemi ve ömrünün sonlarına doğru bunları kardeşin Hüseyin’e vermeni buyurmamı emretti... ” Isbatu’l-Vasiyye adlı eserde de Hz. Ali’nin on iki oğlunu bir araya toplattığını, kendilerine Hasan ve Hüseyin’i vasi tayin ettiğini söylediğini, bundan sonra da Hz. Hasan’a biat edildiğini aktarmaktadır. Ibn A’sem Hz. Ali’nin vefatından sonra Kûfeliler “önce Hasan’ın, arkasından da Hüseyin’in imam olmasını kabul ettiler”demektedir. Ancak Şiî kaynaklar dışından gelen rivayetler Hz. Hasan’ın bu şekilde veliaht olarak atandığına dair yeterli bilgi sunmamaktadır. Aksine tarafsız rivayetlerin büyük bir kısmı Hz. Ali’ye kendisinden sonra kimi halife tayin edeceğinin sorulduğunu, onun da hiçbir beyanda bulunmadığını aktarmaktadır. Örneğin İslam Tarihinin önemli kaynaklarından biri olan Belâzûrî tarafından aktarılan Cündeb b. Abdullah’ın Hz. Ali’ye geldiği ve oğlu Hasan’ı halife seçmek istediklerini, bu konudaki fikrini sorduğunu, Hz. Ali’nin de “size emretmeyeceğim gibi sizi bundan da alıkoymam” rivayeti bunlardan sadece birisidir. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Ali kendisinden sonraki halifeyi belirlemek istememiştir. Nitekim kendisine bu talepte bulunanlara Hz. Peygamberi örnek almak istediğini ifade ederek hiç kimseyi halife olarak zikretmeyeceğini söylemiştir.[9] Bilindiği gibi Hz. Peygamber de kendisinden sonra hiç kimseyi halife tayin etmemiş, ümmeti kendi halifesini tayin hususunda özgür bırakmıştı. Hz. Ebûbekir ve Ömer ise kendilerinden sonraki halifeyi bir şekilde belirlemişlerdi. Hz. Ömer, Hz. Osman’ın halife seçildiği şûrâ’yı belirlerken oğlunu da dâhil etmiş, fakat seçilemeyeceğini şart koşmuştu. İste Hz. Ali bu hadiseye de vurgu yaparak Hasan’ı halife olarak belirlemeyeceğini, hilafetine de engel olmayacağını açıklamıştı. Adnan Demircan’ın da belirttiği gibi belki de Hz. Ali, açık bir şekilde dile getirmemiş olsa da, oğlunun halife olmasını istemiştir. En azından oğlunun da diğer insanlar kadar hak sahibi olduğunu düşünmüş olmalıdır.[10] Zaten Abdullah b. Cündeb’in kendisiyle görüşmesinden hemen sonra oğlunu çağırıp nasihatlerde bulunması da halife seçileceğini beklediğini göstermektedir. Hz. Ali’in vefatından iki gün sonra halk yeni halifeyi seçmek üzere Kûfe Cuma mescidinde toplandı. O ana kadar da halifenin kim olacağı hususunda halk arasında bir ittifak bulunmuyordu. Bunu bilen Kays b. Sa’d b. Ubâde el-Ensârî, mescitte bir konuşma yaparak, babasının faziletlerini ve Hz. Hasan’ın meziyetlerini zikretmiş, ona biat etmeleri hususunda Kûfelilere telkinlerde bulunmuş ve hiç zaman kaybetmeden kendisine biat eden ilk kişi olmuştur. Onun biat etmesiyle Kûfeliler de biat etmeye başlamışlardı. Dönemin ileri gelenlerinden biri olarak kabul edilen Kays b. Sa’d b. Ubâde’yi Hz. Hasan’a biat hususunda bu denli acele ettiren neden ise Kûfe’nin yapısında aranmalıdır. Zira Kûfe çok farklı etnik unsurları barındıran bir kent idi. Hilafet tartışmaları ile bu etnik unsurların karşı karşıya gelebileceği endişesinin Kays’i acele ettirmiş olması yüksek bir ihtimaldir. Böylece Kays’in, gerek Kuzey Arapları gerekse de Güney Arapları tarafından kabul edilebilecek birine biat ederek, Kûfelilerin birbirlerine girmesini, bir iç savaşın patlak vermesini engellediğini söylemek mümkündür. Şiî temayüllü olan İsfehanî, Hz. Hasan’a ilk biat edenin Abdullah b. Abbas olduğunu söylemektedir. Ancak Abdullah b. Abbas, Hz. Ali’nin Basra valisi idi ve o anda Kûfe’de olmayıp görevinin basında bulunuyordu. Zaten İsfehanî Hz. Hasan’a ilk biat eden şahsin Abdullah b. Abbas olduğunu söyledikten sonra Muaviye tarafından Hz. Hasan’ın hakimiyetinde bulunan kentlere casusların gönderildiğini, Kûfe’ye gönderilen casusun Hz. Hasan, Basra’ya gönderilen casusun da Basra valisi Abdullah b. Abbas tarafından yakalanarak idam edildiğini belirtmektedir. Böylece İsfehanî de daha önce verdiği bilgiyi yalanlamakta, Abdullah b. Abbas’ın o tarihte Basra’da olduğunu kabullenmektedir. Ibn A’sem’in de Abdullah b. Abbas’ın Basra’dan Hz. Hasan’a mektup yazıp, Muaviye ile savaşa devam etmesini tavsiye ettiğini söylemesi de Abdullah’ın, Hz. Hasan’a biat ettiği tarihte Kûfe’de olmadığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Burada üzerinde durulması gereken bir başka husus ise Hz. Hasan’a yapılan biatin sekli ile ilgilidir. Kaynaklar bu konuda birbiri ile çelişen iki ayrı rivayet kümesi zikretmektedirler. Birinci rivayet kümesi Kûfelilerin, Hz. Hasan’a, Muaviye ile savaşması şartı ile biat etmek istediğini ve Hz. Hasan’ın Kur’an ve Sünnet yeter diyerek bunu reddettiğini belirtmektedir. Kaynaklarımızda bunların kimlikleri ile ilgili net bilgiler verilmese de savaş hususunda bu kadar istekli olan bu grubun Haricîler olduğu kanaatindeyiz. Eğer Hz. Hasan’a biat etmiş olanların tamamı, “Muaviye ile savaşmak” sarayla onun hilafetini tanıyacaklarını ileri sürmüş olsalardı, biraz sonra anlatmaya çalışacağımız süreçte, savaş hususunda bu kadar gevsek davranmaz ve savaşmamak için bu kadar mücadele etmezler, aksine Muaviye ile canla basla savaşırlardı. Oysaki hadiseler Kûfelilerin ne kadar isteksiz olduklarını, savaştan ziyade barışı düşündüklerini ortaya koymaktadır. Taberî, Kays b. Sa’d b. Ubâde’nin de Muaviye ile savaşmak şartı ile biat etmek istediğini, ancak Hz. Hasan’ın bu şartı kabul etmediğini söylemektedir.Fakat hadiseyi Kûfeli tarihçi Avvâne b. el-Hakem’den (ö.148) den aktaran Belâzûrî, Kays’in şartlı biat ettiğine dair bir bilgi aktarmamaktadır. Zaten Kays’in şartlı biat etmek istemesi olayın akışı ile uyumlu değildir. İkinci rivayet kümesi ise Hz. Hasan’ın barışı sağlamak veya kendisine bir takım çıkarlar elde etmek amacıyla hilafete gelmek istediğini, hilafete seçilirken “barış yaptığı ile barış, savaş yaptığı ile savaş yapmak” şartı ile biat aldığını, böylece hilafeti Muaviye’ye devretmek için hazırlık yaptığını söylemektedir. Nitekim bu rivayetler Hz. Hasan’ın Muaviye ile savaşma niyetinde olmadığını, tek amacının kendisine bir takım çıkarlar sağladıktan sonra hilafeti Muaviye’ye teslim etmek olduğunu belirten Zührî kanalıyla gelmektedir. O bu kurgusunu, söz konusu şahıslar arasında hiçbir hadise meydana gelmemişçesine, Hasan’ın Muaviye’ye yazarak ondan bir takım şeyler talep ettiğini, bunların verilmesi durumunda biat edebileceğini söylediği iddiası ile tamamlamaktadır. Zühri Emevî yanlısı bir tarihçidir. Nitekim bu hanedan ile yakın ilişkileri bulunmakta idi. Abdulmelik b. Mervan fetva hususunda ona başvururdu. Emevî halifesi Hisam döneminde ise bu hanedanının neredeyse bir parçası haline gelmiş, onlardan hiç ayrılmamıştır. Bu dönemde halifenin çocuklarının da hocalığını yapmıştır. Dolayısıyla Zührî tarafından aktarılan bu rivayetin Hisam dönemindeki İmam Zeyd b. Ali hareketiyle de yakın ilişkisinin bulunma olasılığını göz ardı etmemek gerekir. Bilindiği gibi Hisam b. Abdulmelik’e isyan eden Zeyd b. Ali döneminde de bir takım ekonomik nedenler gündeme gelmiş ve Zeyd b. Ali hadisesi bu ekonomik sorunlardan dolayı patlak vermiş idi. Hz. Hasan’ın hilafeti para karşılığında sattığını söyleyen yukarıdaki rivayetler, ayni zamanda Zeyd b. Ali’yi karalamak için kullanılmış olmalıdır. Böylece bu ailenin öteden beri para düşkünü olduğu, ilkelerinin bulunmadığı ima edilerek, Zeyd b. Ali’yi halkın gözünden düşürme amacıyla ileri sürülmüş olması muhtemeldir. Bu rivayetler ayni zamanda Hz. Hasan’ın böyle bir şart ileri sürdüğünde, biat etmekte olan halkın tereddüt geçirdiğini, Muaviye ile anlaşmak niyetinde olduğundan şüphelendiklerini ve bu tutumunu kınadıklarını aktarmaktadır. Fakat biraz sonra aktaracağımız hadiselerden de açık bir şekilde anlaşılacağı gibi Kûfeliler hiç de bu kanaatçe değillerdi. Aksine onlar savaşmayı istemiyorlardı. Kendisine h. 40 yılının Ramazan ayında biat edilen Hz. Hasan’ın halife olarak ilk icraatı babasının katili olan Abdurrahman b. Mülcem’e kısas uygulaması oldu. Rivayetler Hz. Hasan’ın bu ilk sınavını hiç de iyi vermediğini aktarmaktadır. Zira bu rivayetlerin önemli bir kısmı Abdurrahman b. Mülcem’in işkence ile öldürüldüğü hususunda hemen hemen ittifak halindedir. Bunlardan kimisi ise Ibn Mülcem’e müsle yapıldığını; yani önce elleri, sonra ayakları, arkasından kulakları ve burnu kesildikten sonra öldürüldüğünü söylemektedir.
|
Yorumlarınız...
- BİR ÇİFT GONCAGÜL
içten ve duygu yoğunluğu ile yazılmış bir mektup,U...
24.02.12 00:47 - BİR ÇİFT GONCAGÜL
Allah mutluluğunuzu daim etsin Nuran hanım
13.02.12 21:12 - Karlar Kraliçesi
gönlüne sağlık, gençlik şiiri belli
10.12.11 20:27 - ATATÜRK’Ü ANLAMAK
tebrik ediyorum. iyi tesbitlerde bulunmuşsunuz. At...
12.11.11 09:59 - BİR GÜN GÜNEŞ BİZİM İÇİN YENİD...
Ne güzel özetlemiş yazar kardeşimiz,"kerameti kend...
28.09.11 11:13
Günün Ayeti
Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.














