Siteyi favorilerime ekleSayfayı favorilerime ekleAna sayfam yapBu sayfayı paylaşBu sayfayı Email olarak gönderbize ulaşınBu sayfayı yazdırPDF olarak kaydet
Back to Top
Hz. Hasan’ın Muaviye ile Barış İmzalaması PDF Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Yazar Cüneyt ÇAL on Pazartesi, 29 Ekim 2007 17:04   

Hz. Hasan’ın Muaviye ile Barış İmzalaması

Muaviye’nin Irak’a gelişi, zaten bir arada zor duran Hz. Hasan’ın ordusunun maneviyatını daha da bozmuştur. Çünkü bu ordu yukarıda da vurgulamaya çalıştığımız gibi bir birine düşman ve aralarında birçok savaş meydana gelmiş olan farklı kümelerden oluşuyordu. Kûfeli askerlerin bu özelliğini gayet iyi bilen Muaviye, Irak’a gelir gelmez bu orduyu dağıtmanın yollarını aramaya başladı. Buna Hz. Hasan’ın öncü kuvvetleri komutanı Ubeydullah b. Abbas ile başlamayı uygun buldu ve kendisini yarısı peşin, yarısı Kûfe’de ödenmek üzere 1.000.000 dirhem karşılığında saflarına katmayı başardı. Yakubî, Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarına sekiz bin kişilik bir grup ile katıldığını söylemektedir. İsfehanî ise tek başına ve gece gizlice katıldığını, sabahleyin ordunun sabah namazına kalktığında kendilerine imamlık yapmak üzere onu aradıklarını ve bulamadıklarını, bunun sonucunda da Muaviye’ye katıldığını anladıklarını, daha sonra kendilerine Kays b. Sa’d’in namaz kıldırdığını belirtmektedir. Ubeydullah’in Muaviye’nin ordusuna katılması Hz. Hasan’ın ordusundaki çözülmeyi hızlandırmıştır. Ubeydullah, Hz. Hasan’ın yakın akrabasıydı, Hz. Ali’nin amcasının oğluydu. Yakın akrabasının Hasan’a ihanet edip saf değiştirmesi, gönülsüz olarak bu mücadelede yer almış olan, fakat kaçmanın yolunu arayan kitle üzerinde etkili olmuş, Muaviye’nin saflarına katılmalarına neden olmuştur. Yakubî’nin Ubeydullah ile 8000 kişinin Muaviye’ye katıldığını söylemesi de bu çözülme ile alakalıdır. Kaynaklar Kays ile beraber 4000 kişinin kaldığını söylemektedirler. Öncü kuvvetlerinin tamamı ise yukarıda da ifade ettiğimiz gibi 12.000 kişi idi. Dolayısıyla Muaviye’ye 8000 kişi katılmış olmaktadır ki bu Yakubî’yi doğrulayan bir rakamdır.

Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarına katılmasıyla Hz. Hasan’ın ordusunun öncü kuvvetlerinin başına Kays b. Sa’d geçmişti. Kays, ordusunun hızlı bir şekilde dağıldığını görmüş, bunun önüne geçmek için Ubeydullah’i ihanetle suçlamış ağır hakaretlerde bulunmuştur. Ancak Kays’in bu girişimleri hiçbir işe yaramamıştır. Irak ordusunda Muaviye’nin beklediği çözülme hızla sürmektedir. Kays’in ordusunda bulunan sadece sıradan askerler değil, Kûfe’nin ileri gelenleri de Muaviye’ye giderek ona biat etmişlerdir. Hatta bunlardan bazısı temsil ettikleri kabileler adına biat etmekteydiler. Kûfe’deki durum da savaş alanından çok farklı değildi. Meclisi, savaşa gitmeyip Kûfe’de kalan insanların da Muaviye’ye mektuplar yazarak onu şehre davet ettiğini söylemektedir. Dolayısıyla Hz. Hasan sadece ordusunun üzerindeki kontrolünü yitirmekle kalmamış, ayni zamanda Kûfe’yi de yitirmişti. Zaten bunu anlaması da çok fazla sürmeyecektir.

Öte taraftan Ibn A’sem el-Kûfî’nin de belirttiği gibi Kays b. Sa’d, bütün gayretlerine rağmen, ordusunun yasadığı çözülmenin önüne geçmeyi başaramayınca durumu Hz. Hasan’a bildirdi. Kays’dan gelen mektup, Hz. Hasan’ın moralini daha da bozdu ve Kûfelilere aşağıdaki konuşmayı yaptı:

“Ey Iraklılar babam Ali’yi savaşa ve tahkime zorlayanlar sizlerdiniz. Sonra ona muhalefet edenler (yine) sizler oldunuz. Sonra bana geldiniz. Muaviye gelince ileri gelenleriniz ona biat ettiler. Beni kendim ve dinim hususunda aldatmayınız” Ibn A’sam’a göre ise konuşmanın metni şu şekildedir: “Ey Iraklılar siz benimle ne yapmak istiyorsunuz. İste Kays’in mektubu, sizin ileri gelenlerinizin Muaviye’ye katıldıklarını yazıyor. Vallahi bu sizin tek kötülüğünüz değildir. Babamı tahkime zorlayanlar [yine] sizlerdiniz. Bunu kabul edince de ona muhalefet ettiniz. Sizi Muaviye ile ikinci kez savaşmaya çağırınca buna yanaşmadınız. Sonra ona, Allah’ın kendisine uygun gördüğü şey oldu. Sonra bana itaat edip isyan etmeyeceğinize dair biat edenler yine sizlerdiniz. Biatinizi aldım ve bu amaçla hareket ettim, bu hareketimde neyi amaçladığımı Allah bilir. Olan yine sizden oldu. Ey Iraklılar sizden çektiğim yeter. Bana dinim hususunda eziyet etmeyiniz. Ben Müslüman bir kimseyim. Hilafeti Muaviye’ye bırakıyorum”.

Bu konuşmanın içeriğinden Hz. Hasan’ın içinde bulunduğu haleti ruh iyenin ipuçlarını yakalamamız mümkündür. Yine yukarıdaki ifadeler Hz. Hasan’ın Sabât’ta yaptığı konuşmanın sadece bir ihtimali dile getirdiğini göstermektedir.

Öte taraftan Ubeydullah’i kendi tarafına çeken Muaviye, Hz. Hasan’ın ordusuna son darbeyi vurmak için Busr b. Ebî’l-Ertât komutasında bir orduyu Kays b. Sa’d’in üzerine sevk etmişti. Kays ile Busr arasında meydana gelen savaşta, Busr büyük bir yenilgiye uğramakla kalmamış, Şamlılardan pek çok kimse öldürülmüştü. Bunun üzerine Muaviye, Ubeydullah b. Abbas’ı saflarına kattığı metotla, Kays’i da kendisine bağlamak istedi ve ona da Ubeydullah’a yaptığı teklifin aynisini yaptı. Ancak Kays, bu teklifi kabul etmeyip, şiddetle reddetti. Kays’i kendi tarafına çekmeyi başaramayan Muaviye, onun komutasındaki 4000 kişilik kuvveti büyük bir ordu ile kuşattı.

Dineverî, Muaviye’nin Kays b. Sa’d’i kuşattığı esnada, Abdullah b. Âmir’in de Medain’de bulunan Hz. Hasan’ı kuşattığını, Hz. Hasan’ın kuşatmayı yarmak amacıyla harekete geçmek istediğini, ancak askerlerini savaşa gönderemediğini ve onların isteksizliğini gördükten sonra da Abdullah b. Âmir’e, Muaviye ile sulh yapmak istediğini belirttiğini aktarmaktadır. Bagdadî ise Hz. Hasan’ın bütün bu olanlara rağmen bu zor kararı yalnız başına vermediğini ordusunun ileri gelenleri ile istişarede bulunduktan sonra Muaviye ile barış yapmanın hem kendisi ve hem de askerleri için daha doğru olacağı neticesine vardığını ve onunla anlaşmak için harekete geçtiğini söylemektedir. Ibnu’l-Esîr, Bağdadî’nin belirttiği bu istişareyi aktarmakta ve Hz. Hasan’ın arkadaşlarına aşağıdaki konuşmayı yaptığını söylemektedir:

“And olsun, Şamlılar hakkındaki kanaatimiz eskisi gibi devam ediyor ve hiçbir şüphe ve pişmanlık duymuş değiliz. Şamlılar ile selamet ve sabırla çarpışıp duruyoruz. Ancak sonunda selamet büyük bir düşmanlığa dönüşecektir. Bu sabır da zaten [şimdiden]eleme dönüştü. Çünkü sizler Sıffin savaşına giderken dininizi dünyanızın önüne almış bulunuyordunuz. Bunun arkasından siz öldürülen iki kişi arasında kaldınız. Bir kesim Sıffin’de öldürüldü ve siz onların da intikamını almaya çalışıyorsunuz. Geri kalanlarınız ise zaten kaçıp gitmiştir. Ağlayanlarınıza gelince; onlar da bize isyan etmiş durumdadır. Biliniz ki Muaviye bizi hiçbir izzet, şeref ve adalet yönü bulunmayan bir hususa çağırmıştır. Eğer ölümü tercih edecek olursanız hemen Muaviye’nin bu teklifini kesinlikle reddeder ve onu Allah’ın hükmü ve kılıçlarınızın ağzıyla muhakeme ederiz. Eğer dünya hayatini tercih edecek olursanız bu hususta rızanızı alırız”

Hz. Hasan’ın bu konuşması üzerine orada bulunanların hepsinin bir ağızdan, hayatta kalmak istediklerini bağırdıkları rivayet edilmektedir. Bu konuşma sonrasında oradakilerin verdiği cevaplar da Hz. Hasan’ın arkasındaki desteği tamamen yitirdiğini, barış dışında yapacağı bir şeyinin kalmadığını ortaya koymaktadır.

Hz. Hasan’ın arkasındaki desteği yitirdiği için hilafeti Muaviye’ye devretmek zorunda kaldığını bize gösteren başka veriler de bulunmaktadır. Sadece Sünnî kaynaklar değil Şiî kaynaklar da Hasan’ın hilafeti devretmesinin en önemli nedeninin, arkasındaki desteği yitirmiş olması gerçeği olduğunda hem fikirdirler. Örneğin Şiî dünyanın en önemli bilginlerinden biri olan Müfid, Hz. Hasan’ın etrafında hemen hemen hiç kimsenin kalmadığını, tam bu esnada Muaviye’nin kendisine barış teklif ettiğini söylerken, Tabersî de buna katılmaktadır. Yine bir başka Şiî müellif olan Meclisî de hilafet devrinin temel nedeninin güç kaybı olduğunu vurgulamakta ve aşağıdaki haberi aktarmaktadır: Hz. Hasan kuşatma altında iken “Zeyd b. Vehb el-Cüheynî, kendisine bundan sonra ne yapmayı düşündüğünü sorduğunda cevabi söyle olmuştur:

Vallahi Muaviye’nin benim için bu insanlardan daha hayırlı olduğunu düşünüyorum. Bu insanlar benim taraftarım olduklarını söylüyorlar, fakat beni öldürmek istiyorlar, malimi yağmalıyorlar. Vallahi Muaviye’den kendim ve ailem için bir güvence alıp, canımızı ve malımızı kurtarmam savaşmamdan daha hayırlıdır. Vallahi Muaviye ile savaşacak olursam, bunlar beni boğazımdan tutarak kendisine teslim edeceklerdir.”

Yıllar sonra Medine’ye gelenler Hz. Hasan’ı, iktidarı Muaviye terk ettiği için eleştirince onun barış antlaşmasının gerekçesi olarak “Kûfelilerin savaşmak istememeleri”ni zikretmesi söz konusu antlaşmasının yegâne nedeninin güç kaybı olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Ibn Miskeveyh, Hz. Hasan’ın arkasındaki desteği yitirmesi kadar Kûfe’de kalanlara da güvenmemesini gerekçe olarak zikretmektedir. Ona göre; Hz. Hasan, hilafeti Muaviye’ye teslim etmeden kısa bir süre önce ordusuna yapmış olduğu aşağıdaki konuşma da bunu ortaya koymaktadır. “Ey Iraklılar! Sizden gördüğüm üç şey beni yaralamıştır. Babamı öldürmeniz, beni yaralamanız ve malımı zorla gasp etmeniz”

Bütün bu gerçeklere rağmen kimi tarih yazıcıları olaya tamamen dinî bir veche kazandırmaya çalışmaktadırlar. Örneğin; Ibn Arabî Müslümanlar arasında bir savaşın meydana gelmemesi için Hz. Hasan’ın, hilafeti Muaviye’ye devrettiğini söyledikten sonra, Hz. Peygamber’in “Benim bu oğlum seyyiddir. Allah bununla iki Müslüman kitlenin arasını bulacaktır. ” dediğini aktarmakta ve onun bu gaybî habere binaen savaşmak istemediğini ve bu yüzden Muaviye ile barıştığını söylemektedir. Kalkasandî de bu anlaşma ile Hz. Peygamberin bir mucizesinin gerçekleştiğini söylemekte, söz konusu hadise atıfta bulunmaktadır. Ancak yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi eğer Hz. Hasan gerçekten böyle bir hadisi bildiğini ve bu hadis ile amel edip bunun sonucu olarak, Muaviye ile savaşmak niyetinde olmadığını kabul etsek, savaş için asker toplamasını, askerlerini Muaviye’nin üzerine göndermesini, hatta bu iki ordu arasında savaşa meydan vermesini ve bu savaşta bazı insanların ölümüne sebep olmasını izah edemeyiz. Bize göre; Hz. Hasan’ı temize çıkarmak için ortaya atılmış olan bu iddia doğru olmuş olsaydı, onun Kûfe’den hiç hareket etmeksizin hilafeti Muaviye’ye devretmesi gerekirdi. Nitekim Hz. Hasan’ın ta Medain’e kadar gelip hilafeti burada Muaviye’ye teslim etmesinin hiçbir mantıki gerekçesi bulunmamaktadır. Yine Kûfelilere hitaben yapmış olduğu konuşmalar bizim bu kanaatimizi hakli çıkarmaktadır. Hz. Hasan başından beri vurgulamaya çalıştığımız gibi son derece zeki, aklı başında ve geleceği görebilen bir devlet adamı idi. Binlerce insanin ölümüne veya eziyet ve sıkıntı çekmesine engel olmak için hilafeti Kûfe’de Muaviye’ye teslim etmek ona en uygun düsen tavır olacaktı. Evet, Hz. Hasan hilafeti Muaviye’ye devretme niyetinde olmadığı ve onunla savaşı düşündüğü gibi bunda başarılı olabileceği ümidi de taşıyordu. Ama şartlar onu barış masasına oturmak zorunda bırakmıştır.

 

Yorumlarınız...

Günün Ayeti

29 Cemaziye'l-Ahir 1433
KASAS SÛRESİAyet - 30.
Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”

İmsakiye

Reklam
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Telif Hakkı © 2005 - HUCESTE.COM_ 7 DEN 70 E HERKESE HER KESİME

Tüm Hakları Saklıdır. Joomla!, GNU/GPL lisansı ile BAYAZITHAN tarafından düzenlenmiştir.