Siteyi favorilerime ekleSayfayı favorilerime ekleAna sayfam yapBu sayfayı paylaşBu sayfayı Email olarak gönderbize ulaşınBu sayfayı yazdırPDF olarak kaydet
Back to Top
BARIŞ ŞARTLARI PDF Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Yazar Cüneyt ÇAL on Salı, 30 Ekim 2007 17:06   

BARIŞ ŞARTLARI

Barış antlaşması konusunda da yukarıda zikrettiğimiz siyasî gruplar farklı şartların bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Her grubun zihninde çok değişik meziyetlere sahip bir Hz. Hasan portresi bulunduğu için söz konusu gruplar zihinlerindeki Hasan’a uygun şartları antlaşma metninde var olduğunu iddia etmişlerdir. Barış müzakereleri esnasında Abdullah b. Âmir b. Kureyz ve Abdurrahman b. Semure, Muaviye adına; Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel b. el-Hâris b. Abdulmuttalib ise Hz. Hasan adına elçilik görevi yürütmüşlerdir.

Antlaşma şartları ile ilgili en detaylı bilgiler Belâzûrî tarafından aktarılmaktadır. Adi geçen yazar, biri Muaviye’den Hz. Hasan’a, diğeri ise Hz. Hasan’dan Muaviye’ye olmak üzere iki mektubun bulunduğunu kaydetmekte ve bunları olduğu gibi nakletmektedir. Daha muahhar olan diğer kaynaklarda bulunan bilgiler de aşağı yukarı buna yakındır. Önce Belâzûrî’nin naklettiği mektupları, sonra da büyük bir ihtimal ile Belâzûrî kaynaklı olan, diğer eserlerdeki bilgileri aktaralım:

“Bismillahirrahmânirrahîm. Hasan b. Ali’ye Muaviye b. Ebî Süfyan’dan

Ben seninle, benden sonra hilafetin sana ait olması hususunda anlaştım. Bu konuda Allah ve Peygamberi aramızda kefil gösteriyor ve sana söz veriyorum. Sana karsı hiç bir entrika çevirmeyecek ve düşmanlık yapmayacağım. Kim sözünden dönerse Allah’ın en şiddetli azabı onun üzerine olsun. Sana beytülmalden yılda 1.000.000 dirhem ile Fesâ ve Derâbcird’in haracını vereceğim, şimdiden oraya görevlilerini gönder senin için çalışsınlar.

Abdullah b. Âmir, Amr b. Selem el-Hemedânî, Abdurrahman b. Semure, Muhammed b. Es’âs el-Kindî şahit olup, mektup h.41 yılı Rebiulevvel ayında yazıldı.”

Belâzûrî, ikinci mektubun Hz. Hasan tarafından gönderildiğini söylemektedir. Ona göre; Hz. Hasan Muaviye’nin kız kardeşinin oğlu olan Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel b. el-Hâris b. Abdulmuttalib’i Muaviye’ye göndererek, kendisine biat edeceğini bildirmiştir. Muaviye Hz. Hasan’a altı imzalı olan boş bir kağıt göndermiş ve Sart olarak üzerine yazacağı her şeyi kabul etmeye hazır olduğunu belirtilmiştir. Hz. Hasan da Muaviye tarafından gönderilen kağıda şunları yazmıştır:

“Bismillahirrahmânirrahîm. Hasan b. Ali ile Muaviye arasında (hilafete geçtikten sonra) Muaviye’nin Allah’ın kitabi, Resulünün sünneti ve Hulefa-i Rasidîn’in sıratı üzere amel etmesi, kendisinden sonra veliaht tayin etmemesi ve kendisinden sonraki halifenin sura ile belirlenmesi, insanların mallarına, canlarına ve ailelerine eman vermesi (dokunmaması), Hasan b. Ali’ye gizli veya açık hiç bir entrikada bulunmaması ve dostlarından hiç birine hiç bir şey yapmayacağı şartıyla ona hilafeti teslim edeceğine dair yapılan anlaşmadır. Buna Abdullah b. el-Hâris ve Amr b. Seleme şahittir”

Yukarıda adını zikrettiğimiz yazara göre; Hz. Hasan tarafından yazılan bu mektup Muaviye’ye ulaşınca, tüm şartları kabul ettiğini bildirmiş, bunun üzerine bu iki şahıs Kûfe’de bir araya gelmişler ve Hz. Hasan ona H. 41 yılının Rebiulahir ayında biat etmiştir. Belâzûrî konuya dair yukarıda zikredilen bu iki mektup dışında ilave hiçbir bilgi aktarmamaktadır.

Ibn Miskeveyh ve Kalkasandî ise, Hz. Hasan’ın Muaviye’ye su üç şartı ileri sürdüğünü belirtmektedirler:

1.Irak Beytu’l-Malında bulunan paranın kendisine verilmesi

2.Derâbcird’in haracının kendisine verilmesi

3.Ali’ye lanet edilmemesi.

Ibn Miskeveyh bunları söyledikten sonra Basralıların Derâbcird’in kendilerine ait olduğunu söyleyerek, buranın haracını Hz. Hasan’a vermediklerini de ilave etmektedir. Belâzûrî de bunu doğrulamaktadır. Ona göre Muaviye’nin emri üzerine Abdullah b. Âmir Basralıları organize etmiş ve söz konusu iki yerleşim biriminde bulunan Hasan’ın görevlilerini oradan çıkartmıştır.

Ibn A’sem ve Nuveyrî ise Hz. Hasan’ın, Muaviye’den sonra hilafetin kendisine bırakılmasını Şart koştuğunu aktarmaktadırlar.[13] Ibn A’sem dışındaki Şiîlere gelince; Şia’nın en muteber hadis bilginlerinden biri olarak kabul edilen Kesî, Hz. Hasan’ın Sart olarak sadece Hz. Ali taraftarlarına iyi davranılması, onların geçmişte yaptıklarından dolayı cezalandırılmamalarını ileri sürdüğünü aktarmaktadır.[14] Meclisî ise Hz. Hasan’ın Derâbcird’in haracını istediğini kabul etmekle beraber bu isteğin Cemel ve Sıffin’de yakınlarını kaybeden ailelere yardım amaçlı olduğunu söylemektedir. Ancak bunun neden Hz. Ali tarafından, Derâbcird kendisine bağlı iken, yapılmadığını ise izah edememektedir.[15] Meclisî daha sonra Hz. Hasan’ın Sart olarak “Muaviye’nin Kur’an ve sünnete uyması, hilafeti kendisinden sonra şuraya bırakması, Ali’ye sövülmemesi, her yıl kendisine 50.000 dirhem verilmesi ve herkese hak ettiği atâların ödenmesini Sart koştuğunu” iddia etmektedir. [16] Yine Şiî temayüllü olarak tanınan Dineverî daha farklı şartların bulunduğunu belirtmektedir. Ona göre yukarıdakilerden farklı olarak Hz. Hasan su şartları ileri sürmüştür. “Iraklılardan hiç birine hile yapılmayacak, siyah beyaz herkese eman verilecek, Ahval’in yıllık haracı her yıl kendisine verilecek, her yıl kardeşi Hüseyin’e 200.000 dirhem verilecek, Haşimoğulları ata ve namazda Ümeyyeoğullarına öncelenecektir”.

Yine Şiî müelliflerden İsfehanî ise antlaşma şartlarını çok farklı tespit etmektedir. Ona göre Hz. Hasan, Muaviye’den sonra hilafetin kendisine bırakılmasını, Kûfe Beytu’l-Malında bulunan her şeyin kendisine verilmesini, adi belirlenen bir yerin haracının kendisine bırakılmasını ve buranın haracının her yıl ona gönderilmesini, Hz. Hasan’a danışılmadan hiçbir şeye karar verilmemesini Sart koşmuştur ki[18] bizce bunlar abartılı iddialardır. Zira hem halifeye biat etmek hem de bir anlamda da onu kendine bağımlı kılmak anlamına gelen bu şartlar pek de tutarlı görünmemektedir. Şiî müelliflerden Müstevfi el-Kazvinî ise Şia’nın, İmamların imametlerini gizlemelerinin nedeni olarak sürekli aktarmakta olduğu “can emniyeti teorisine” başvurmaktadır. O, “Hz. Hasan, Muhtar b. Ebî Ubeyd es-Sekafi tarafından yakalanıp Muaviye’ye teslim edileceğini anlayınca, onunla barış yapmanın daha makul olduğu sonucuna vardı ve kendisi ile anlaştı” demektedir.

Kanaatimizce antlaşmanın büyük bir ihtimalle Ehl-i Sünnet ve Şia’nın ortak olarak aktardıkları kısmı doğru, aykırılık arz eden yanları taraflı ve yanlıştır. Farklılık ve birbiriyle çelişkiler arz eden kısımlar tarihi süreç içerisinde kurgulanmış ve daha erken bir döneme yerleştirilmiştir.

Ehl-i Sünnet ve Şia’nın ittifak ettiği şartlar ise şunlardır:

1.Hz. Hasan, ailesi ve taraftarlarına eman verilecektir.

2.Hasan’a hayatini idame ettirecek bir gelir sağlanacaktır

Bunun dışındaki şartları dikkatle tahlil ettiğimizde dönemin koşullarına pek de uygunluk göstermediklerini de anlarız. Simdi farklılık arz eden bu şartları gözden geçirelim. Belâzûrî’nin aktardığı her iki mektupta Sart olarak Muaviye’den sonra hilafetin ne olacağının gündeme geldiği aktarılmaktadır. Birinci mektuba göre Muaviye hilafeti kendisinden sonra Hasan’a bırakmakta, ikinci mektuba göre ise veliaht tayin etmeyeceği ve kendisinden sonra hilafeti şûrâya bırakacağı şartı kabullenmektedir. Belâzûrî’deki bu bilgilere yakın rivayetler Nuveyrî tarafından da aktarılmaktadır antlaşma esnasında böyle bir şartın gündeme gelmiş olduğunu doğrulayan farklı bilgilere sahip değiliz. Aksine kaynaklar Muaviye’nin hicri ellilere kadar hilafetin kendinden sonraki durumunu hiç düşünmediğini, bu dönemde Mugire b. Su’be’nin telkinleri ile oğlu Yezid’i Veliahd tayin etmeye karar verdiğini aktarmaktadırlar. Yine Muaviye’nin oğlu Yezid’i veliaht tayin ettiği zaman İslam âleminde aylarca süren tartışmaların meydana geldiği de aktarılmaktadır. Bu tartışmalar esnasında Muaviye’ye yöneltilen suçlama ise hilafeti saltanata dönüştürme isteğidir. bazı rivayetler Hz. Hasan ile Sa’d b. Ebî Vakkas’ın, hilafeti Yezid’e bırakmak isteyen Muaviye tarafından, ona rakip olabilecekleri gerekçesi ile zehirletilerek öldürüldüğünü belirtilmektedir. Ancak hiçbir rivayet Hz. Hasan’ın Muaviye’ye benim hakkimi oğluna veremezsin dediğini aktarmamaktadır. Aksine kimi rivayetlere göre; Kûfeli Süleyman b. Surad ve diğer bazı kimseler Hz. Hasan’ı antlaşma metnine böyle bir Şart yazdırmadığı hususunda suçlamışlardır. Bütün bunlar, bize göre, Hz. Hasan ile Muaviye’nin barış görüşmeleri esnasında hilafetin Muaviye’den sonrasını müzakere etmediklerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Dahası Hz. Hasan’ın zihninde Muaviye’nin kendisinden sonra oğlu Yezid’i veliaht bırakacağına dair herhangi bir kuşkunun olduğuna dair en ufak bir bilgi kırıntısına rastlanmamaktadır. Aksine gerek İslam öncesi kabile reislerinin seçiminde gerekse ilk halifelerin hilafete gelişlerinde böyle bir sistem uygulanmadığı için Hz. Hasan’ın Muaviye’den şüphelenerek böyle bir Şart koydurması da pek makul değildir.

İsfehanî’nin aktardığı “Hz. Hasan’ın Muaviye’nin yaptığı her şeyi önce kendisine danışmasını istemesi” şartı ise gerçeğe hiç uymamaktadır. Çünkü bu cümle Hz. Hasan’ın Muaviye’nin üstünde bir konum kazanması, en azından kendisinden görev beklediği anlamına gelmektedir. Oysaki Hz. Hasan böyle bir beklentinin içinde olmadığı gibi Muaviye tarafından kendisine önerilen görevleri şiddetle reddetmiş, Medine’ye dönerek hayatinin geri kalan kısmını son derece sade bir şekilde geçirmiştir. Muaviye’nin politikalarından memnun olmayanlar onu sürekli isyana teşvik ettilerse de Hz. Hasan hiçbir zaman bu oyuna gelmedi, Muaviye’ye biat ettiğini, o yasadığı sürece biatini bozup, ona ihanet etmeyeceğini söyleyerek, bu tür insanların beklentilerini boşa çıkardı.

Sonuç olarak Kûfelilerin biatini aldıktan sonra halife olarak tarih sahnesindeki yerini alan Hz. Hasan, Hilafete geldikten sonra Muaviye ile mücadele etmek için harekete geçmiş, ancak ordusu tarafından yalnız bırakıldığı için onunla anlaşmak zorunda kalmış ve hilafeti kendisine devretmiştir. Hilafeti devrettikten sonra Medine’ye yerleşmiş, siyasî hadiselerin hiç birinin içerisinde yer almamıştır. Onun bu tarihsel tutumu sonraki kuşaklar tarafından yeniden kurgulanmış, değişik boyutlarıyla veya tek taraflı yaklaşımlarla ele alınarak kullanılmaya çalışılmıştır.

 

Yorumlarınız...

Günün Ayeti

29 Cemaziye'l-Ahir 1433
NAHL SÛRESİAyet - 127.
Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.

İmsakiye

Reklam
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Telif Hakkı © 2005 - HUCESTE.COM_ 7 DEN 70 E HERKESE HER KESİME

Tüm Hakları Saklıdır. Joomla!, GNU/GPL lisansı ile BAYAZITHAN tarafından düzenlenmiştir.