
1.Hz. Nuh hakkinda genel bilgiler Nuh aleyhisselam, Idris aleyhisselam''dan sonra gelen peygamberdir. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü''l-azm » (azm edilen) denilen alti peygamberden ikincisidir (Bu alti büyük peygamber sunlardir: Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. Ibrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.), M.K.) . Bunun nedeni kavminin Nuh tufani diye adlandirilan gazap ile cezalandirilmalarindandir.
2.Hz. Nuh''un hayati Hz. Nuh, Idris aleyhisselamin göge cikarildiktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi. Insanlar putlara tapmaya basladi. Cenab-i Hak bunun icin Nuh aleyhisselami peygamber olarak gönderdi. O zaman 50 yasinda idi. Yillarca insanlari dine davet etti, putlara tapinmaktan sakindirdi ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi. Ama Nuh aleyhisselama kendi oglu Yam yani Ken''an bile iman etmedi, hatta alaya alip iskence ettiler: « Andolsun ki Nuh''u elci olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim ! Allah''a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur. Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabindan korkuyorum » (A''raf, 59) . Nuh aleyhisselam insanlarin davetine icabet etmedikleri icin onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak saskinliklarini artir » (Nuh, 24) . Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam gemi yapmasini emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarinca gemiyi yap ve zulmedenler hakkinda bana (bir sey) söyleme ! Onlar mutlaka bogulacaklardir ! » (Hud, 37) . Gemi bitince tufan oldu (denizler tasti ve her taraf su oldu). Nuh aleyhisselam sayisi 80 kisi kadar olan mü''minler ile 3 katli olan gemiye bindi. Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer cift aldi. Oglu Ken''an''i da gemiye almak istedi, ama o "Beni sudan koruyacak bir daga siginacagim" dedi, gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alip bogdu. Allah Teala da Nuh aleyhisselamin bu oglu hakkinda af dilemesine karsilik: « (...) Ey Nuh ! O asla senin ailenden degildir. Cünkü onun yaptigi kötü bir istir. O halde hakkinda bilgin olmayan bir seyi benden isteme.(...) » (Hud, 46) buyurdu. Sular daglari asti, insanlar ve hayvanlar telef oldu. 150 gün gectikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu cek; göge: ey gök sen de yagmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yagmur durdu, sular cekildi. Gemi Irak''taki Cudi dagina oturdu. Hz. Nuh''a inanip kurtulan insanlar ac olduklari ve dagda yiyecek olmadigi icin Nuh aleyhisselamin emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birlestirdiler ve böylece ilk defa Asure yemegini yaptilar. Insanlar Nuh aleyhisselamin 3 oglu Sam, Ham ve Yafes''ten türedigi icin Hz. Nuh''a ikinci Adem de denir. Nuh aleyhisselamin 1000 yasinda vefat ettigi söyleniyor, ama Kur''an-i Kerim''de : « Andolsun ki biz Nuh''u kavmine gönderdik de o 1000 yildan 50 yil eksik bir süre yanlarinda kaldi.(...) » (El-Ankebut, 14) geciyor. . Hz. Nuh gemicilerin ve marangozlarin piri sayilir, cünki bu isleri Allah''in ihsaniyla ilk defa o yapmistir.
3. Nuh suresi Nuh suresi Mekke''de nazil olup 28 ayettir. Hatt-i Osman''a göre 71. suredir. Nuh aleyhisselamin kavmine gönderilisini ve Nuh tufanini anlattigi icin sureye bu ad verilmistir. Peygamberimiz (s.a.v)''de Hz. Nuh hakkinda: « Nuh (aleyhisselam) ''Bismillah'' ve ''Elhamdülillah'' demeden büyük olsun, kücük olsun herhangi bir is yapmazdi. Bu sebeple Allahü Teala onu ''Cok sükredici bir kul'' olarak isimlendirdi » (Taberani; Ibn-i Cebir) buyurdu. Bediüzzaman Said Nursi de Nuh tufani hakkinda sunlari yazmistir: « Padisah-i bimisal, kavm-i Nuh''un mahvi icin semavat ve arza emir vermis. Vazifelerini yaptiktan sonra ferman ediyor: " Ey arz! Suyunu yut. Ey sema! Dur, isin bitti. Su cekildi. Dagin basinda me''mur-u Ilahinin cadir vazifesini gören gemisi kuruldu. Zalimler cezalarini buldular." Iste su uslubun ulviyetine bak. " Zemin ve gök iki muti'' asker gibi emir dinler, itaat ederler " diyor. Iste su uslub isaret eder ki, insanin isyanindan kainat kiziyor. Semâvat ve arz hiddete geliyorlar. Ve su isaretle der ki: " Yer ve gök iki muti asker gibi emirlerine bakar bir Zata isyan edilmez, edilmemeli..." »
4.Hz. Nuh''un evladlarina vasiyeti « Bunlardan (ilk) ikisini birakmayiniz, ikisini de hazer ediniz (yapmayiniz) 1. La ilahe illallah 2. Subhanallah vebi hamdihiy''dir 3. Gavurluktan (sakinin) 4. Kibir (''den sizi nehyederim) »
NUH (a.s)''UN KAVMİ
Kur''an''ın zikrettiği kavimler içinde tarihi bakımdan en eski olanı Nuh (a.s)''un kavmidir. Onlardan bahseden ayetlerden, onların Allah''ın varlığını inkâr etmedikleri anlaşılıyor. Bizzat Kur''an-ı Kerim aşağıdaki sözleri ile Nuh (a.s)''un davetine, karşı cevaplarını açıklıyor:
"Nuh kavminin ileri gelenleri şöyle derler: "Bu sizin gibi bir insandan başkası değildir. Size karşı şereflenmek, üstünlük sağlamak istiyor o. Eğer Allah Peygamber göndermek dilese idi, elbette bize melekler indirirdi" (Müminun 24)
Allah''ın bu evrenin yaratıcısı olduğunu, birinci ve ikinci mânâsı ile alemlerin Rabbi bulunduğunu da inkâr etmiyorlardı. Zira Nuh (a.s) onlara:
"O, sizin Rabbinizdir. Ve nihayet ancak O''na döndürüleceksiniz" (Hud, 34).
"Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O, çok yargılayıcıdır." (Nuh, 10). "Görmediniz mi, Allah yeri göğü birbiri ile ahenkli olarak nasıl yaratmış, onlara da ayı bir nur yapmış, güneşi de bir kandil olarak asmıştır. Allah sizi yerden bir ot gibi bitirdi" (Nün, 15-17) dediği zaman, onlardan hiç birisi kalkıp da Nuh (a.s)''a: "Allah Rabbimiz değildir", yahut da "Göklerde ve yerde olan her şeyi idare eden O değildir" dememiştir.
Onlar, Cenab-ı Hak''kın kendilerinin ilâhı olduğunu da inkâr etmiyorlardı. Bunun için Nuh (a.s), onları doğru yola şu sözü ile davet etti: "Sizin için Allah''tan başka ilâh yoktur." Şayet kavmi, Allah''ın uluhiyetini inkar etselerdi, o zaman Nuh (a.s)''un onları davet şekli bundan başka olurdu ve meselâ şu şekilde konuşurdu: "Ey kavmim! ilâh olarak Allah''ı seçiniz"
Burada akla şu soru gelebilir: "O halde, onlarla peygamberleri Nuh (a.s) arasındaki anlaşmazlık neydi?" Bu durumda biz de, Kur''an ayetlerim iyice araştırır ve izlersek anlaşmazlık konusunun ancak iki noktadan doğduğunu anlarız.
Evvela, Nuh(a.s) kavmine şöyle diyordu: "Muhakkak alemlerin Rabbi olan, sizi ve bütün bu âlemleri yarattığına inandığınız Allah, ihtiyaçlarınızı giderendir. O, hakikatte sizin tek olan ilâhınızdır. O''ndan başka ilâh yoktur. O''ndan başkasının, sizin ihtiyaçlarınızı gidermeğe, sizden sıkıntıları kaldırmaya, dua ve dileklerinizi işitmeye gücü yetmez. Bundan dolayı sadece O''na kulluk etmeniz ve sadece O''na boyun eğmeniz gerekir."
"(Nuh kavmine:) "Ey kavmim dedi, Allah''a kulluk edin. Sizin O''ndan başka hiç bir ilâhınız yoktur" (Araf, 59). "Nuh dedi ki: "Ey kavmim! Bende hiç bir sapıklık yoktur. Fakat ben, kâinatın Rabbinden gönderilmiş bir peygamberim. Size Rabbimin vahiy ettiklerini tebliğ ediyorum" (Araf 61,62).
Kavmi ise, bunun aksine Allah''ın, alemlerin Rabbi olduğunda ısrar ediyorlardı. Ancak bu âlemin nizamını idarede etkisi olan başka ilâhların da var olduğuna, ihtiyaçlarını onlara da arz edebileceklerine, onlara da inanmaları gerektiğine kanaat getiriyorlardı. Dolayısı ile Allah''la beraber onları da ilâh tanıyorlardı.
"Sakın taptıklarınızı bırakmayın! Hele Ved''den, Suvaa''dan, Yeğus''tan, Yeuk''tan, Nasır'' dan, zinhar vazgeçmeyin, dediler" (Nuh, 23).
İkinci olarak; onlar Allah''ın Rabliğine, hepsinin yaratıcısı, göklerin ve yerin sahibi, bu alemlerin işini idare eden olması yönünden inanıyorlardı. Ancak ahlaki, sosyal, medenî, siyasî ve diğer hayatî işlerde hüküm ve üstün otoritenin yalnızca O''na ait olduğunu, doğru yolu gösterenin, kanun koyanın, emretme ve yasaklamaya yetkili olanın yalnızca O olduğunu, yalnızca O''na tabi olunacağını söylemiyorlardı. Bütün bu işlerde, Allah''tan gayrı olarak reislerini ve âlimlerini rabler ediniyorlardı. Nuh(a.s)''un onları daveti ise bunun aksine, rabliği ayrı ayrı rablar arasında taksim etmemeye ve rab kelimesini, bütün mânâları ile Allah''ı tek Rab olarak seçmelerine, Allah''ın, yeryüzündeki vekili olarak, Allah''tan vahiy yolu ile alıp tebliğ ettiği bütün ilâhi emirlerde kendisine tabi olmalarına dâirdi. Onlara şöyle diyordu:
"Şüphesiz ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim, artık Allah''tan korkun ve bana itaat edin" (Şuara,107,108)
|