Siteyi favorilerime ekleSayfayı favorilerime ekleAna sayfam yapBu sayfayı paylaşBu sayfayı Email olarak gönderbize ulaşınBu sayfayı yazdırPDF olarak kaydet
Back to Top
IFK OLAYI PDF Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Yazar Cüneyt ÇAL on Perşembe, 20 Ekim 2005 13:01   

IFK OLAYI

 

Ifk; yalan, büyük yalan, İftira namuslu birinin namusu hakkında İftira etmek.

 

Ifk olayı; İslâm tarihinde Resulullah (s.a.s)'in zevcesi ve müminlerin annesi (el-Ahzâb, 33/6). Hz. Âişe hakkında münâfıklar tarafından uydurulan İftira olayının adı. Olay Buhâri, Müslim gibi ana kaynaklarda tafsilâtlı olarak anlatılır. Bizzat Hz. Âişe, olayı cereyan tarzı ve sebepleriyle birlikte detaylı olarak anlatmaktadır.

 

Olayın gerçek yüzü münâfıkların, Medine'de güvenli bir yurt edinen ve günden güne gelişen İslâm toplumunu parçalamak için İslâm peygamberinin aile mahremiyetini hedef alarak, bas vurdukları bir aleyhte propaganda ve karalama hareketidir. Onlar, Resulullah’ın, en yakın arkadaşları ile arasını açabilirlerse, İslâm’ı yok etme emellerine kısa yoldan varabileceklerini zannediyorlardı. Münâfıklar Mustalikoğullarına karsı düzenlenen cihat harekatında, Hz. Âîşe'nin başına gelen normal bir olaydan yararlanarak Hz. Ebu Bekir'le Resulullah’ın arasına fitne sokmaya ve Resulullah’ı gözden düşürmeye çalıştılar.

 

Münâfıklar, hicretin beşinci yılı Şaban ayında, Necid bölgesinde, Müreysî suyu yanında konaklamış olan Mustalikoğulları kabilesine karşı düzenlenen sefere savaşın şiddetli geçmeyeceğini bildikleri için kalabalık bir şekilde katılmışlardı.

 

Resulullah sefere çıkmadan önce, adeti olduğu üzere, hanımları arasında kura çekmiş, kendisiyle beraber sefere gitme kurası Hz. Âîşe'ye çıkmıştı (Buhârî, Sehâdet, 15).

 

Bu sefer esnasında münâfıklar, Mekkeli Muhacir Müslümanlarla, Medine'nin yerlisi Ensar arasına fitne sokmaya da çalıştılar. Bunun için bölge ve kabile taassubunu kullandılar. Bir seferinde İki Müslüman grubu birbiriyle kılıca sarılacak hale getirmiş, olay Resulullah (s.a.s) tarafından kolayca önlenmiştir. Bu arada münâfıkların reisi Abdullah b. Übeyy:

 

"Medine'ye dönünce, aziz olanların, zelil olanları oradan çıkaracaklarını" söylüyordu (el-Münâfîkûn, 63/8). Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) Ensarı toplayarak durumu anlattı. Ensâr olaya son derece üzüldü. Böylelikle Abdullah b. Übeyy herkesin nefretini kazandı. Hatta oğlu babasının bineğinin üzengisinden tutarak:

 

"Zelil olduğunu, Allah Resulünün de aziz olduğunu itiraf etmeden seni bırakmam " demiş ve itiraf da ettirmiştir (Ibn Sa'd, Tabakâtu'l-Kübra, II, 65).

 

Sefer dönüşü ordu, geceleyin bir yere konakladı. Hz. Âişe ihtiyacı için ordugahın dışına çıktı. Döndüğü zaman, boynundaki Yemen boncuğundan dizilmiş gerdanlığının kopup düşmüş olduğunu gördü. Bu gerdanlığı Hz. Âîşe'ye, gelin olduğunda annesi Ümmü Rûman hediye etmişti (Vakidî, Megazî, II, 428). Diğer kaynaklar gerdanlığı kız kardeşi Esma'dan emanet aldığını yazarlar.

 

Hz. Âişe, gerdanlığı aramak için ordunun dışında ihtiyacını giderdiği yere gitti. Bulup döndüğünde ise kendisinin devesi üzerindeki mahfelinde olduğunu zanneden muhafızları da dâhil olmak üzere, ordunun oradan ayrılıp gitmiş olduğunu gördü. Geri dönüp kendisini ararlar düşüncesiyle orada oturup bekledi. Bu arada da olduğu yerde uyuyup kaldı.

 

Ordunun artçısı Safvan b. Muattal kendisini görerek, hiç konuşmadan onu devesine bindirdi. Devenin yularını çekerek orduya yetiştirdi (Ibn Hisam, es-Sîre, II, 298).

 

İkinci konakta Hz. Âîşe'nin devesinin üzerinde olmadığı anlaşılıp bir süre sonra genç bir askerin devesiyle geldiğini görünce, münâfıklar bunu fırsat bilip dedikoduya başladılar. Abdullah b. Übeyy el altından bu dedikoduyu besledi. Müslümanlar bunun İftira olduğunu anladılar. Meselâ Hz. Ebû Eyyûb el-Ensarî hanımına:

 

"Ümmü Eyyûb! Senin hakkında böyle bir şey söylense kabul eder misin?" diye sordu. O,

 

"Hasâ, asaletli ve şerefli bir İnsan böyle bir şey yapmaz." cevabini verdi (Ibn Hisâm, a.g.e, s. 302).

 

Ne yazık ki münâfıklar dışında üç Müslüman da bu dedikoduya kendilerini kaptırdılar; Bunlar Safvan'dan öç almak İsteyen Hassan bin Sâbit, Resulullah’ın hanımlarından Zeyneb binti Cahs'in kız kardeşi Hamne ve Hz. Ebû Bekir'in yardımlarıyla geçinen Mistah b. Üsâse idiler.

 

Hz. Âişe yolculuk dönüşü hastalandı ve annesinin bakması için baba evine gitti. Olanlardan tamamen habersizdi. Ne annesi ve babası, ne de Resulullah (s.a.s) olanları kendisine duyurmadılar. Kendisi de Resulullah’ın soğuk davranışına bir mana veremedi. Bir gün Mistah'in annesi durumu kendisine açınca derin bir üzüntüye kapıldı ve günlerce gözyaşı döktü (Müslim, Tevbe, 56). Bu arada Resulullah (s.a.s) kendisine durumla ilgili sorular sordu. Hz. Âişe ise, halini Allah'a havale ettiğini bildirerek karşılık verdi.

 

Olayı duyan Safvan büyük bir öfkeye kapılarak kılıcını aldı ve öldürmek kastıyla Hassan'a saldırdı ve onu yaraladı. Bu Resulullah (s.a.s)'e haber verilince Safvan'ın tutuklanmasını emretti. Aslında Safvan kadına ilgi duymayan, erkeklik gücü yok (hasûr) birisi idi. Bunu kendisi de açıkça ifade etmiştir (Ibn Hisam a.g.e, s. 306, Müslim, Tevbe, 57).

 

Resulullah (s.a.s) durumu bir de Ashaptan bazılarıyla görüştü. Bunlardan Hz. Osman, Üsâme b. Zeyd, Zeyneb binti Cahs, Ümmü Eymen hep Hz. Âişe'nin tertemiz olduğuna şahitlik ettiler. Hz. Ömer, Hz. Âîşe’nin nikâhının Allah tarafından kıyıldığını hatırlatarak, Allah’ın temiz olmayan bir kadınla onu nikahlamayacağını söyledi. Yalnız Hz. Ali lehte olmayan bir konuşma yaptı ve Resulullah için kadının çok olduğunu belirtti. Bir de Hz. Âîşe’nin hizmetçisinin sorguya çekilmesini teklif etti. Hatta doğru söylemesini sağlamak için onu tokatladı. Berire ise, hanımı hakkında iyilikten başka bir şey bilmediğini belirtti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) durumu bir de Ashab'a bildirmek üzere minbere çıktı ve bu konuda onların yardımını İstedi. Ensardan Sa'd b. Muaz:

 

"Ey Allah’ın Resulü, sana ben yardım edeceğim. İftiracı Evs kabilesinden ise, ben onun boynunu vururum. Eğer Hazrecli kardeşlerimizden ise, bize emredersin, emrini yerine getiririz" deyince Hazreclilerden Sa'd b. Ubade buna karsı çıktı. Karşılıkla atışmalar neticesinde çıkan anlaşmazlığı Resulullah (s.a.s) yatıştırdı.

 

Resulullah (s.a.s) büyük üzüntüyle oradan, babası Ebû Bekir'in evinde bulunan Hz. Âîşe’nin yanına gittiğinde, Allah onun temizliğini şu ayetlerle Resulüne bildirdi:

 

"O İftira haberini getirenler, sizlerden bir zümredir. Onu siz kendiniz için bir şer sanmayınız. Belki o, sizin için bir hayırdır. Onlardan herkese kazandığı günah vardır. Günahın büyüğünü yüklenen kimseye de büyük bir azap vardır. Ne olurdu o İftirayı işittiğiniz zaman, erkek ve kadın müminler, kendi nefisleri ne kıyas ederek hüsnü zan etselerdi de; bu açık bir İftiradır deselerdi!

 

O İftiracılar buna dört şahit getirselerdi ya! Şahitleri getiremeyince de onlar, Allah katında muhakkak yalancıdırlar. Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın fazl ve rahmeti üzerinizde bulunmasaydı, içine daldığınız o iftiradan dolayı, sizi her halde büyük bir azap çarpardı. Ortaya atıldığı zanları siz, o İftirayı dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz. Hiçbir bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söyleyiveriyor ve bunu kolay sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir vebal idi."

 

"Ne olurdu, onu işittiğiniz zaman: "Bunu söylemek bize yakışmaz! Sübhanallah! Bu büyük bir bühtandır" deseydiniz ya!...." (en - Nûr, 24/11–20).

 

Bu ayetlerin inişi basta Resulullah (s.a.s) olmak üzere bütün müminleri sevindirdi. Ama İftira yapanların ve yayanların cezası da verilmeliydi. Cenabı Hak bunun üzerine su İki ayeti indirdi:

 

"Namuslu ve hür kadınlara (zina isnadıyla) İftira atan, sonra da (bununla ilgili olarak) dört şahit getirmeyen kimselerin (her birine) seksen değnek vurun. Onların ebedî şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir. Ancak (bu hareketlerine) tövbe edip durumlarını ıslah edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir" (en-Nûr, 24/4–5).

 

Ayetlerde, zina İftirası atanlar için üç ayrı hüküm konulmuştur:

 

1- İftiracıya seksen sopa vurulacak

 

2- Şahitliği ebediyyen kabul edilmeyecek

 

3- Allah’ın teatinden çıktığı için fâsıklıkla vasıflandırılacak.

 

İftira eden, pişman olur, tövbe ederse fâsıklık vasfını üzerinden kaldırmış olur (M. Ali es-Sabûnî, Kur'an-i Kerîm'in Ahkâm Tefsîri, II, 107).

 

Bu ayetlerin inmesi üzerine Resulullah (s.a.s) Hassan, Hamne ve Mistah'a zina İftirası cezası olarak seksener değnek vurdurdu. Abdullah b. Übeyye'ye bu ceza tatbik edilmedi (Muhammed Rida, Muhammed (s.a.s), Mısır 1357/1938, s. 303).

 

Hz. Ebû Bekir kızına yapılan İftiraya karıştığı için Mistah'a vermekte olduğu yardımı kesmişti. İftira cezası tatbik edildikten sonra Cenabı Hak:

 

"Sizden (dinde) fazilet ve (dünyada) servet sahibi olanlar, akrabalarına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin. Allah’ın sizi yarlıgamasını sevmez misiniz? Allah çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir" (En-Nur, 24/22) ayetini indirdi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir:

 

"Vallahi ben, Allah’ın beni yarlıgamasını elbette arzu ederim. Vallahi ben, artik bunu ondan hiç bir zaman kesmem" dedi ve Mistah'a vermekte olduğu nafakayı vermeye tekrar devam etti (Buharî, Megazî, 34; Tefsîru'l-Kur'ân, 6; Müslim, Tevbe, 56).

 

İftira, içi başka dışı başka olan İkiyüzlü münâfıkların metodudur. İftiradan sakınmak, İftiraya uğrayan mazlumlara arka çıkmak, zalim ve İftiracıları yalanlamak gerekir.

 

Yorumlarınız...

Günün Ayeti

29 Cemaziye'l-Ahir 1433
RAHMÂN SÛRESİAyet - 72.
Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.

İmsakiye

Reklam
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Telif Hakkı © 2005 - HUCESTE.COM_ 7 DEN 70 E HERKESE HER KESİME

Tüm Hakları Saklıdır. Joomla!, GNU/GPL lisansı ile BAYAZITHAN tarafından düzenlenmiştir.