Köşe Yazarları
|
KÜLTÜR-İSLÂM |
| Cüneyt ÇAL | |
|
ÖZÜR DİLERİM ÖĞRETMENİM "SAYIN" KELİMESİNİ UNUTTUM |
| Nuran ÇAL | |
|
ANLAYACAKSIN |
| M.YAYLA | |
|
YA POLİSİN HAKKI!! |
| Ünal BENLİALPER | |
| ATEİZM |
|
|
|
| Yazar Cüneyt ÇAL on Cumartesi, 25 Aralık 2010 20:53 | |||
|
ATEİZM Hiçbir ilâh kabul etmeyen, Tanrıtanımaz felsefi doktrinlerin ortak adı. Sistemleştirilmiş bir ekol oluşturulmaksızın filozoflardan bir bölümünce benimsenmiş olan bu anlayış, doğrudan doğruya tanrının varlığını inkâr üzerine kuruludur. Bu özelliğiyle de benzer yanlar taşıyor olsa da- tanrının varlığını ya da mahiyetini tartışan doktrinlerden ayrılır; tanrının yokluğunu kesin bir biçimde öne sürer. Hemen hemen tüm felsefe ekolleri ve öğretileri gibi ateizm'in kökleri de Eski Yunan'a uzanır. Maddeci yapı belirten çeşitli felsefe okullarının bağlıları, ontolojik yorumları sonucunda ateist bir inanç sergilemişlerdir. "Gölge etme başka ihsan istemem" sözüyle yaygın bir ünü bulunan Diyojen bunlardan biri ve felsefe tarihinde kâfir diye nitelenen ilk kimsedir. Atom kuramcısı Demokrit, onun izleyicisi Leocippus, Sofist'lerden Gorgias ve Protegoras, kendi adıyla anılan ekolün kurucusu Epikür, öne sürdükleri materyalist görüşler bağlamında birer ateist olarak göze çarparlar. Rönesans'tan sonra Batı'da varlığını hissettiren din-dışı eğilimler ve özellikle de evrenin, doğanın ve insanın, insan toplumunun dinden bütünüyle soyutlanarak yorumlanması sonucu ortaya çıkan görüşler, ateist tutumlara büyük katkılarda bulunmuş, onlara bolca kullanabilecekleri veriler sağlamıştır. Nitekim, dinden ve törelerden bağımsız bir siyasetin oluşturulması savını öne süren Makyavel, ateizm'i bu alana sokarken; birer ateist olmadıkları hâlde Dekart, David Hume ve Kant gibi kimselerin akılı dinden bağımsız kılma çabaları ve bu doğrultuda öne sürdükleri düşünceler çağdaş ateizm'e tutanaklar hazırlamış oldu. Pozitivist yorumlarla oluşturulan bilimsel kuramlar ve evrene yönelik rasyonalist bakış açılarının oluşturduğu ortam, Feuerbach'ın öne süreceği düşünceler için çok elverişliydi. XIX. Yüzyılın en önemli ve sonraki dönemler bakımından da en etkili ateisti olan bu düşünür, Tanrı'nın insana özgü ülkülerin bir yansıması olduğunu, insanın özgürlüğünün Tanrı'yı inkârla gerçekleşebileceğini öne sürmüş; dini insanın etkinlik alanına indiren bu görüşten yola çıkan Marks ise, ezilenlerin egemenliğiyle birlikte dinin de yok olacağı varsayımıyla ateizm'i doruk noktasına çıkarmıştır. Bu çizgiyi kemâline ulaştıran Nietzsche ise, "Tanrı'nın Ölümü" adlı kitabında, insanın kendisini bütünlemesi ve özünü bulması için göstermesi gereken en insanca tepkinin ateizm olduğunu söylemiştir. Darwin, geliştirdiği kuramla Yaratıcı-Tanrı kavramını dışlarken; Freud, Tanrı inancının çaresızlık içindeki insanın çocukluk durumuna dönerek koruyucu bir babaya sığınma ihtiyacından doğduğunu öne sürerek, psikolojik çerçevedeki inkârı gündeme getirmek yoluyla ateizm'e bir başka boyut kazandırmıştır. Yüzyılımızdaysa, ateizm'i Jean Paul Şartre, Albert Camus gibi varoluşçular temsil ettiler. Bunlar, insanın evrende bir başına olduğu ve kendi değerlerini belirlemek özgürlüğüne sahip bulunduğu düşüncesinden yola çıkarak, bu özgürlüğü kabulün kaçınılmaz sonucu olarak Tanrı'nın inkârına gitmektedirler. Agnostizm (bilinmezcilik) ve Pozitivizm (olguculuk) gibi ateizm'i andıran görüşler, açıkça "tanrı yoktur" demeyip de "bilinemez" "tartışılması bilimsel değildir" türünden ifadeler kullandıklarından konumuzun dışında kalmaktadır. Islâm literatüründe, dehriyye* diye adlandırılan ateizm, kronolojik bakımdan iki ayrı safha halinde irdelenebilir. Cahiliyye Dönemi Dehriliği ve Islâm sonrasındaki Dehriyyun... Kur'an-ı Kerîm'de: "Dediler ki: o (hayat dedikleri) şey, dünya hayatımızdan başkası değildir; ölürüz, diriliriz, Ve bizi ancak dehr (zaman) helâk etmektedir.' Halbuki onların bu sözlerinde hiçbir ilimleri yoktur. Onlar ancak zanda bulunuyorlar. " (el-Casiye, 45/24) haberiyle bildirilen cahiliyye dehriliği, yaratılmayı inkârla zaman ve maddenin ebediliğini öne süren bir inançtır. Felsefî anlamdaki Islâm sonrası dehrilik ise, muhtemelen, Sâsânîler döneminde yaygın bir inanç olarak gözlenen "herşeyi değiştiren ve herşeyden kuvvetli olan, tüm olayları oluşturan ve yönlendiren büyük güç, ilâhî zat olan Hürmüz değil, yalnızca sınırsız zamandır" temel inancı üzerine oturtulmuş bulunan zurvanig'in karşılığı ve uzantısıdır. Bu inancın sahipleri Allah'ı inkâr ederek, bütün oluşları zaman, dehr ya da felek adını verdikleri akışa bağlamaktaydılar. Öte yandan, kısmî inkâr diyebileceğimiz bir tutum içinde bulunan maddiyun, tabiiyun (maddecilik, tabiatçılık) gibi düşüncelerle dehriliği karıştırmamak gerekir. Çünkü, dehrilikde, ateizm'de olduğu gibi kesin bir inkâr, Yüce Allah'ı açık bir biçimde yok sayma sözkonusudur. Yüce Allah'ın kimi esma ve sıfatlarını değil de, gerek yaratıcılık, gerek ilâhlık ve gerekse rablık plânında küllî bir inkâr vardır. Ateizm, gerçek anlamıyla, işte böylesine bir küllî inkârdır. ATAİST BİR KİŞİ İLE KONTAKT KURUP KONUŞMAMIZ DA BİR SAKINCA VAR MIDIR? Itiraf etmek gerekir ki, Türkiyeli müslüman ve inançlı bayanlar ateist (ilâh tanımaz) bayanlardan genellikle daha kültürsüz. Aksine, tam aksi olmalıydı. Çünkü dinimiz câhilligi kabul etmiyor, ilmi emrediyor. Ama bu suç biraz da hanımlarımızın kendilerinin değil, onların inançlarına ters düşmeyecek biçimde okumalarına müsâade etmeyen sistemlerin... Elbette okuma fırsatı bulabilen bayanlarımızı bu hükümlerden istisna sayıyoruz. Ancak şunu da hatırlatmalıyız ki, tahsilli ve bilgili olmakla irfanlı ve bilinçli olmak ayrı ayrı şeylerdir. Benim muhterem annem gibi nice kadın vardır ki, ümmi olmakla beraber, mahdut ilmihal bilgisiyle öyle bir iman, bilinç ve irfana sahiptir ki, dinini ve örtüsünü en büyük şerefi sayar, karşısındaki kadın profesör de olsa zerre kadar aşağılık kompleksine kapılmaz ve inancının gereğini kahramanca savunur. Şimdi: 1- Böyle olan bir bayanın kültürü, giyim-kusam biçimi, sosyal statüsü, dünyaya bakışı seni etkilemiyorsa, bu yönü karşısında ezilmiyorsan ve bu yönüyle onu üstün görmüyorsan, 2- Her buluştuğunuz ve konuştugunuzda hâlinle ya da kâlinle ona inancının gereğini yavaş yavaş anlatabiliyor, onu az dâ olsa etkiliyebiliyor ve sen ondan etkilenmiyorsan, 3- Onun yanında yabancı bir erkeğe kapandığın gibi kapanıyorsan (Halvet, koku ve süslü elbise hâriç. Bunlar böyle kadınlara karşı, Allahu a'lem, haram olmamalıdır), 4- O da Islama karşı istihzacı, alaycı ve saldırgan değilse, ya da böyle olsa bile sen onu bastırabiliyorsan... Konuşmanızda, görüşmenizde, insanî ilişkiler kurmanızda bir mahzur olmaz, hattâ Allah'ın (c.c.) size de yükledigi "emr bil-ma'rûf"(da'vet) görevi gereği kurmalısınız da. Ancak kendinizi bu konumda göremiyorsanız, bu tür ilişkilerden olabildiğince kaçınmalısınız. Çünkü insan hep kendinden üstün gördüğünü kabul ve taklit eder ve kimi üstün görür ve taklid ederse günün birinde onun gibi olur. Bu şaşmaz kuralı hiç unutmayın. Bir arada bulunan insanlar birleşik kaplar gibidirler. Birinden öbürüne doğru bir etkileşim akmıyorsa mutlaka öbüründen ona doğru akmaktadır. Sohbet ve râbıtadaki etkileşim böyle izah edilir. Bu yüzden Allah (c.c.) "Sâdıklarla beraber olun." (9/119) buyurur.
|
Yorumlarınız...
- BİR ÇİFT GONCAGÜL
içten ve duygu yoğunluğu ile yazılmış bir mektup,U...
24.02.12 00:47 - BİR ÇİFT GONCAGÜL
Allah mutluluğunuzu daim etsin Nuran hanım
13.02.12 21:12 - Karlar Kraliçesi
gönlüne sağlık, gençlik şiiri belli
10.12.11 20:27 - ATATÜRK’Ü ANLAMAK
tebrik ediyorum. iyi tesbitlerde bulunmuşsunuz. At...
12.11.11 09:59 - BİR GÜN GÜNEŞ BİZİM İÇİN YENİD...
Ne güzel özetlemiş yazar kardeşimiz,"kerameti kend...
28.09.11 11:13
Günün Ayeti
Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim” dedi.














