Siteyi favorilerime ekleSayfayı favorilerime ekleAna sayfam yapBu sayfayı paylaşBu sayfayı Email olarak gönderbize ulaşınBu sayfayı yazdırPDF olarak kaydet
Back to Top
KİRLİ RUHLARIN KİRLETEMEDİĞİ BİR ADALET İSTİYORUZ PDF Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Yazar Nuran ÇAL on Perşembe, 03 Kasım 2011 08:00   
İstanbul`u fetheden Fatih Sultan Mehmet, fethin üzerinden yaklaşık on sene sonra cami inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Sinan Atik isimli Rum mimara (bazı kaynaklarda bu mimarın ismi Khristodoulos olarak geçer) teslim eder.

Fatih Sultan Mehmet, fetihten on yıl sonra da Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emreder.

Atik Sinan her ne kadar bu işe “Emrin başım üstüne” diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “üç arşın” kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmaz.

Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun...” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler.

Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı (emrine rağmen) özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verir...

Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur.

Fakat çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklılığına olan güvenini daha da bir pekiştirir ve “İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet”i mahkemeye verip hakkını aramak için Kadı Hızır Bey’e şikâyet eder...

Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen Kadı Hızır Bey, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirir ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine karar verir...

Fatih mahkemeye gelir ve duruşma başlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır. Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır...

Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir...

Evliya Çelebi`nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; "Eğer sen Allah`ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkûm etmeseydin bununla başını paramparça ederdim" der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: "Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim" der.

Böyle bir adalet, böyle bir iman ile yedi cihana hükmetmiş bir neslin torunu olmaktan gurur duyuyorum. Lakin son günlerde medyadan takip ettiğimiz N.Ç isimli kızımızın tecavüz davası, vicdanını cebinde değil yüreğinde taşıyan herkes gibi beni de derinden etkiledi. Adalete olan güven sarsıldı. Bir yasa nasıl oluyor da mağdur durumunda olan bir kişiyi nerdeyse suçlu ilan edebilecek konuma getirilebiliyor. Adaletin ibresi ne tarafa kayıyor. 26 üst düzey ya da idareci diyebileceğimiz kişiler korumakla yükümlü olduğu bir insanı, kirli ruhlarının pisliğini nasıl bulaştırmaya çalışır hâlâ aklım ermiyor.

Reşit bile olmamış bir çocuğun rızası nasıl olur? Bu çocuğu istismar edenler ortalıkta insan diye nasıl gezinir? Bu kadar mı yozlaştık. Vicdanlar bu kadar mı çürüdü? Bu olay medyaya yansımasaydı, bu rezalet, bihaber olduğumuz nice davalar gibi hasıraltı edilecekti.

Bizi bu duruma getirmek için uğraşmadılar mı zaten yıllarca. Kimliğimize, kültürümüze inancımıza düşman olan kişiler, bizi yozlaştırmak için değerlerimize nişan almadılar mı?

Kültürüne inancına bağlananları yobazlık damgasını vurdular. Çağdaşlığı, modernliği simgeleştirdiler. Bunu yaparken de, şu anda boy boy bu haberi veren gazeteleri, dergileri görsel yayın araçlarını kullandılar.

Aileyi, inancı toplum ahlâkını yaralayan dizilerle reyting rekorları kırarken, körpe beyinler yavaş yavaş hasara uğratıldı. Magazin programlarındaki zehirli sarmaşıklar, genç beyinleri sararken, özenti rüzgârına kapılan gençler aç kurtların kucaklarında buldular kendilerini.

Önce büyük aileler parçalandı, sonra çekirdek aileler. Özgür olma furyasına kapılan bir toplumda artık temel yapı taşları çoktan yerinden oynamıştı. Hızlı bir çöküş ve sonrasında yaşanılan pişmanlıklar.

İşte Belhum Adal (hayvandan daha aşağılık) olan bu kişiler, N.Ç gibi kim bilir kaç kızımıza bu kirli ellerini bulaştırdılar.

Neyse ki hâlâ temiz bir toplum olma yolunda ilerleme umutlarımız var. Önce toplum bilinçlenmeli. Aileler, öğretmenler yetiştirdiği her bir fidanı özenle eğitmeli. Devletin adalet mekanizmasındaki ibre sağa sola kaymadan tecelli etmeli.

Fatih Sultan Mehmet Han gibi adaletin önünde kolunu kestirebilecek yöneticiler, bu emri verebilecek yargıç ve hâkimler olmadan adalet tecelli edebilir mi?

Yetkililer, devlet makamları yasaları düzenlerken esneklik payı bırakmamalı. Yoksa açık kapılardan giren adalet, nice hayatların umut kapılarını kapatacaktır.

Duyarlı ve temiz toplum olma yolunda artık herkes elini taşın altına koymalıdır. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğimiz anda, o yılanın bir gün gelip sizi de sokabileceğini kimse aklından çıkarmasın.

Umut dolu yarınlarda buluşmak ümidiyle…

Son Güncelleme ( Çarşamba, 23 Kasım 2011 11:04 )
 

Yorumlarınız...

Günün Ayeti

3 Recep 1433
BAKARA SÛRESİAyet - 255.
Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.

İmsakiye

Reklam
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Telif Hakkı © 2005 - HUCESTE.COM_ 7 DEN 70 E HERKESE HER KESİME

Tüm Hakları Saklıdır. Joomla!, GNU/GPL lisansı ile BAYAZITHAN tarafından düzenlenmiştir.